Sadri Ertem

Sadri Ertem

Yazar
7.4/10
76 Kişi
·
244
Okunma
·
31
Beğeni
·
1.751
Gösterim
Adı:
Sadri Ertem
Tam adı:
Sadri Etem Ertem
Unvan:
Türk Siyasetçi ve Yazar
Doğum:
İstanbul, 1903
Ölüm:
Ankara, Türkiye, 13 Kasım 1943
İstanbul Sultanisi’ni 1914 yılında, Darülfünun (İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi) Felsefe Bölümü’nü 1920 yılında bitirmiştir. Ankara Sultanisi Muallimliği, Ankara Daru’l-Muallimin Hukuk ve İktisat Muallimliği, Kuleli Askeri Lisesi Musahabatı Ahlakiyye ve İçtimaiyatı, İstanbul İmam Hatip Mektebi Ruhiyat ve Ahlak, Edebiyat ve Kitabet, Kadıköy Kız Orta Mektebi Tarih ve Coğrafya, Gaziosmanpaşa Orta Mektebi Tarih ve Coğrafya, Kadıköy Lisesi Tarih ve Gazi Terbiye Enstitüsü Felsefe ve İçtimâiyyat Muallimlikleri, Dahiliye Vekaleti Matbuat Umum Müdürlüğü Müşavirliği, Gazetecilik, Tercüman-ı Hakikat ve Tanin Gazetesi Yazarlıkları, Yazarlık, TBMM VI. ve VII. Dönem Kütahya Milletvekilliği yapmıştır.


Edebiyatçılığı

İlk öyküsü 1917 yılında yayımlanmıştır (Genç Yolcular). Edebiyata asıl yönelişi 1928’den sonradır. Konularını toplumsal sorunlardan çıkardığı, gözlemden çok kuramsal bilgilere dayanan ve bir tez çevresinde gelişen yapıtlarıyla gerçekçi Türk edebiyatının ilk temsilcilerinden sayılır.
Vaktiyle birleşip fabrika yapsaydık mallarına, malla karşı koyardık ama artık iş işten geçti.
Sadri Ertem
Sayfa 90 - Salkımsöğüt Yayınları
- Devlet bir şahindir, bir kanadı ordu, bir kanadı işçidir. Kanadı kopuk şahin uçamaz, çöplükte sürünür...
Sadri Ertem
Sayfa 86 - Salkımsöğüt Yayınları
Kenarından geçeyim yol sizin olsun!
Ağular içeyim bal sizin olsun!
Bir su ver içeyim göl sizin olsun
Ben kanlar giyeyim, al sizin olsun...
Sadri Ertem
Sayfa 47 - Salkımsöğüt Yayınları
200 syf.
·2 günde·8/10 puan
Osmanlı İmparatorluğu siyasi çalkantılarla boğuşmaktadır. İstanbul bürokrasi ahalisi yana döne kendini devlet işlerinde kanıtlama peşindedir. Bireysel bazda makam mücadeleleri yürütseler de ortak kanı yeni toprak ve devlet hazinesini büyütmektir. Savaş mevzu bahis olunca; tüm fertlerin hafızalarına, nice oğullarını şehit vererek kazıtılan Yemen gelmektedir. Giden gelmemekte, üstüne sürekli asker göndermek için oğullar gözü yaşlı analarından helallik istemektedir. İstanbul çevresinde zaman böyle tüketilirken; yurdun geriye kalanında ise tümüyle farklı bir atmosfer hakimdir. Küçücük bir sıfatı olan, devlet kademesinde herhangi bir memurluk vazifesini icra eden, dini makam sahipleri, toprak ağaları ve hırslı tüccarlar kelimenin tam manasıyla özerklik ilan etmiş, her biri kendi çapında devletcik olmuşlardır; tüm hukuk ve dini kuralları kendi çıkarları için baştan yazmıştır. Devlet kılıcını kuşanan veya arkasına devlet kılıcını elinde tutanları alanlar, özellikle köylü halktan vergilerle, getirilen yasaklarla kan kusturmaktadırlar.

İşte böyle bir dönemde kaleme alınmış bir kitaptır.1930 yılındaki baskıya sadık kalarak piyasaya sürmüş Salkımsöğüt yayınevi. Haliyle dili biraz ağır gelebilir, o dönemin kelime dağarcığı hakimdir.


Roman Adaköy ve civarında geçmektedir. Adaköy Kastamonu'ya bağlı Bolu'dan yönetilmekte olan bir Alevi köyüdür. Başlıca geçim kaynakları otlak hayvanlardan elde edilen tiftik yünüdür. O dönemde yabancılara türlü türlü imtiyazlar tanınmakta bu imtiyazların ceremesini de iç piyasa çekmektedir. Gittikçe derinleşen yoksulluk ve gelir dağılımında ki eşitsizlik, imkansızlıktan kaynaklı kıtlık ve açlık köylüde de yaşayacak derman bırakmamıştır. Halet-i ruhiyesi karamsarlık çukurunun dibinde olan köylü de bir takım batıl inançların veya uydurulmuş kalıpların peşinden savrulup gitmektedir. Her ne kadar romanın ön planını; köy-kent çekişmesi,kültürel yozlaşma, devlet görevlilerinin basiretsizliği gibi önemli konular işgal etmiş gibi gözükse de ana tema köylünün çıkrıklarından üretilen tiftik yünü ile Avrupa'nın fabrika ürünü olan ucuz yünü arasındaki savaştır. Köylünün kazanması imkansız bir savaş vermesi lazımdır çünkü savaştaki oğullarına para göndermek, temel ihtiyaçlarını gidermek istiyorlarsa çıkrıkların işlemeye devam etmesi tiftik yünü ile hayatlarını idame ettirmeleri gerekmektedir. Tek rakipleri yüzlerini asla görmedikleri ve hayatları boyunca hiç göremeyecekleri Avrupalı fabrikatörler değil aynı zamanda yanı başlarında bulunan, her gün dirsek teması içerisinde oldukları tüccarlar, din adamları ve devlet görevlileridir.


Sıddıkzade, babasından kalan topraklarını, işlerini büyütmek arzusu ile yanıp tutuşan ve bu hayalinin gerçekleşmesi için her yolu mübah gören, zengin eşrafından zat-ı muhteremin tekidir. Validen tutunda müftüye, paşadan tutunda katiplere kadar nüfuz etmiş, tüccarları ve köylüyü alicengiz oyunlarıyla esir almıştır. En son ortağı İngiliz bir misyoner olan ve yün ticaretiyle ciddi şekilde ilgilenen Stayvers'dır. Stayvers onu çok zengin edecektir, yeni kıyafet tebliğini nüfuzunu kullanarak çıkartmış beldede ki tek Avrupa yününü satan tüccardır. Ama köylü çıkrıklarını çalıştırmakta tiftik yününü üretip satmaktadır bu durum zenginliğe giden yol ile arasında büyük bir engel teşkil etmekte olduğundan köylüyü borç batağına sürükleyerek haciz yoluyla çıkrıkları ipotek altına alma planları yapar. Plan başarısız olunca da köyün Alevi inancına mensup olmasını fırsat bilerek parayla camilerden vaaz verdirerek, cuma hutbeleri okutturarak, mezhep farklılıklarını körükleyerek, Adaköy'e destek olan çevre Sünni köylerini ateşler ve dirençlerini kırar. Devletteki arkadaşları sayesinde de İstanbul'dan bir ordunun gelip taş taş üstünde koymadan 'isyanın' bastırılmasını sağlar.



Ortadoğu coğrafyasının kirli aktörleri iş başında olduğundan makus kaderi bir kez daha sahnededir ve sonuç olarak haklı olan değil güçlü olan kazanmıştır. Kirli aktörleri uzak tutmadığımız sürecede böyle gelen devran böyle gidecektir.


İyi okumalar.
192 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10 puan
Yıl 1800'lerin sonları.. Osmanlı'nın son dönemleri. Ülke ticaretine el atan emperyalistler, tiftik ve kumaş piyasasını da ele geçirmişler. Anadolu halkının önemli geçim kaynaklarından biri olan tiftik ve kumaş dışarıdan fabrikasyon ürün olarak daha ucuza ithal edildiğinden, halkın elindeki yerli üretimi kimse almamaktadır.

Yer, Bolu yakınlarında Adaköy ve çevresi. Tek geçim kaynağı olan tiftik para etmediğinden halk çok zor durumda kalıp, zengin eşrafa borçlanmış durumdadır. Eşraf ise durumdan istifade ederek halkın malına el koymaktadır.

Tam da bu sırada bir alevi yerleşim birimi olan Adaköy'de bir mucize gerçekleşir ve ermiş olduğuna inanılan iki kadın ortaya çıkarak çıkrıkların çalışmasını ve herkesin yerli kumaştan yapılmış elbiseler giymesini teşvik edip isyan başlatırlar. Durumdan zarar gören ithal kumaş satan tüccar ve eşraf takımı çeşitli fetvalar ve emirler çıkarttırarak halkın karşısındaki yerlerini alırlar. Ama isyan Kastamonu ve Bolu çevresine yayılarak büyümektedir.

Kitapta bütün bu olaylar anlatılırken aynı zamanda dönemin bürokratik yapısının kokuşmuşluğu da gözler önüne serilmektedir. Güçlü olan istediği şekilde yönetime ve dini yapıya etki ederek çıkarları doğrultusunda fetvalar ve emirler çıkartabilmektedir. Fakir halk ise geçim derdi, yoksulluk ve askere yolladıkları çocuklarının kaygısı içindedir.

Kitap 1930 yılında kaleme alındığından dolayı, o yıllarda konuşulan dil ile yazıldığından şu anda kullanılmayan bir çok kelimeyi içerisinde barındırmaktadır. Bu durumun okumayı zorlaştırmasının yanı sıra, özellikle genç nesil için daha sık olmak üzere sözlüğe başvurma ihtiyacına sebep olmasını da doğal karşılamak gerekir.

İthal gelen malların başlangıçta yerli mallardan daha ucuz olarak ülkeye sokulup , yerli üretimin engellenmesini, bunun da durumdan faydalananlar tarafından çeşitli fetvalar ve emirlerle desteklenmesini, ayrıca dini ermiş diye insanların peşlerinden gidilmesini okudukça insan, '' günümüzde değişen bir şey var mı ? '' diye düşünmeden yapamıyor. Ve cevap maalesef kocaman bir ''Hayır, değişen hiçbir şey yok'' cümlesi oluyor. Üstelik o dönem insanının gerçekten cahil olduğu, gerçek bilgiye ulaşma imkanının olmadığı, günümüz insanının ise cahilliğini gidermek için kitaplar, medya, ve internet .. vs sayesinde her türlü bilgiye ulaşma imkanı olduğu halde aynı durumların yaşanması ve hiçbir şeyin değişmemesi gerçekten insanın acı acı düşünmesine sebep oluyor.

Sonuç itibariyle Osmanlının son döneminden kesitler sunan bu kitabı ben beğenerek okudum ve okunmasını da tavsiye ederim.
192 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
1930'un başında tefrika olarak yayınlanmış, sonra da roman olarak basılmıştır.

Edebiyatımızın gerçekçilik öncülerinden Sadri Ertem'in bu romanı, üzerinden geçen bir asra yakın zamana karşı hâlâ dimdik ayakta.

Gelişen endüstriyel kapitalizmin fabrikasyon mamulleri bütün dünyanın olduğu gibi Anadolu'nun da en ücra şehirlerine, kasabalarına ve köylerine ulaşmaya başlamıştır fakat geleneksel yerli zanaatkârların zararına işleyecek şekilde. Fabrikalarda üretilmiş daha ucuz mallar, Osmanlı'nın yerli eşraf ve tüccarlarının dahil olduğu ticaret zincirleriyle her tarafı istila ederken, belli kesimlere servet üstüne servet ve itibar kazandırırken, çıkrıklarda tiftik kumaşı üreten zanaatkârlar devlet, zengin, tüccar ve pek tabii onlara kolaylık sağlayan molla ve softaların rehberliğinde bu düzene baş eğmeye zorlanmaktadır. Bu uğurda mezhep ve inanç farkları da kaşınır.

Bu eser, sade dili ve akıcı anlatımıyla, Anadolu'daki bu değişimi ve mücadeleleri anlatıyor.

Türk romanının tezli örneklerinden biri olarak mutlaka okunması gereken 20 kadar eserden biridir.

* http://www.kitapyurdu.com/...%C4%B1klar%20Durunca
204 syf.
·5 günde·Beğendi·6/10 puan
Toplumcu gerçekçi edebiyat alanında ürün vermiş ilk yazarlardan olan Sadri Ertem bu unvanı bu roman sayesinde kazanmıştır.
* * *
Adaköy civarındaki bir Alevi köyünde geçen romanda köylülerin başlıca geçim kaynağı tiftik yünüdür. Bir şekilde yaşamlarını sürdüren halkın önüne gün gelir bir engel çıkar=Emperyalist düzen ve Makineleşme.
* * *
Zorbalığa, emperyalizme ve kapitalizme karşı ayaklanmaları, paylaşımcı ve eşitçi bir düzen kurma çabalarını okurken aynı zamanda dinin toplum üzerinde nasıl etkili olduğunu ve "mürit" kavramının ne kadar tehlikeli olabileceğini fark ediyorsunuz.
* * *
Kitabı severek okudum. Bölümler arası kopukluklar ve karakter betimlemelerinin biraz yüzeysel olması olumsuz bulduğum noktalardı. Yine de türünün ilk örneklerinden bir roman okumak güzeldi.
* * *
1edebiyat1bilim1film grubumuzun haziran ayı kitaplarından biriydi.
204 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Edebi yönü zayıf olsa da okunması gerekli bir kitap olan Çıkrıklar Durunca 1880’li yılları anlatıyor. Anadolu’daki fakirliği, cehaleti, taassubu, mütegallibenin kolunu kanadını kırdığı köylüyü; köylünün elindeki tiftik keçisinin, tiftiğin, çıkrık denilen dokuma tezgâhlarının nasıl ortadan kaldırıldığını, Tiftik keçilerimizin götürülüp Afrika’da yetiştirilmesini; Osmanlının elinden keçileri ve tezgâhları alan İngilizlerin Osmanlı dükkânlarına hazır kumaşları nasıl soktuğunu; sadece şahsi menfaatlerini düşünen yerli işbirlikçilerini; bütün bunlara karşı mücadele etmeye çalışan sahipsiz Türkleri biraz da acemi bir roman tekniğiyle aktarmaya çalışıyor. Konusu itibarıyla belgesel bir roman. Eserde Gandhi’nin İngiliz kumaşı almamak, tezgahları canlandırarak Sari dokumak eylemine benzer bir şekilde çıkrıkların durmaması, hazır kumaş alınmaması gibi isyanlar yer alıyor. Belki de Gandhi buradan ilham almıştır!
204 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Sömürgecilere ve işbirlikçilerine karşı emeği ve eşitliği savunanların romanı. Anadolu halkı ekmeği namusu sayar ve bu uğurda yaşar. Yerde gördüğü ekmeği öpüp yükseğe koyan bu millet, ne zaman ekmeği için aşı için ayağa kalksa zorbalar ve kan emiciler "din elden gidiyor!" Diye esas konuyu saptırmıştır. Bu durum bugün de hâlâ böyledir. Halk, açlıktan ve geçinememekten evladının yüzüne bakamadığı için intihar eder ama olsun türban artık serbest olmuştur! Anadolu ovasında yaşayıp da yüzü gülen bir halk var mı bugüne kadar?
İlk sosyalist roman olarak geçer Çıkrıklar Durunca. Sadri Ertem romanlarında olayları yorumkarken siyasal ve politik açıdan da bi değerlendirme yapar. Toplumsal olgulara , gerçeklere bilimsel olarak yaklaşır. Romanın ana karakteri Dudu’dur. Din üzerinden insanların nasıl sömürüldüğünü cahillik ile dinin birleşiminde bir köyün başına neler gelebileceğini açıkça tüm gerçekliği ile okuyucuya sunmuştur. Avrupa karşısında çaresiz kalan köylünün üretimde ve geçimde yaşadığı sıkıntılar toplumcu gerçekçi bir şekilde ele alınmıştır. Bu konu etrafında ağa baskısı, devlet yönetiminin zayıflığı, dış devletlere verilen ayrıcalıklar ve dışa bağımlı ekonominin zararları anlatılır. Ayrıca kitapta Hz.Ali kültüne de değinilmiştir.
204 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10 puan
Öncelikle okuma esnasında başıma gelenden bahsedeyim. Kitabı okuyorum sayfa 96 ya geldim okudum doğal olarak bir sonraki sayfada 97 beklerken karşıma 129 çıktı kitabı karıştırdım 160'a kadar devam ediyor sonra aaaa yine 129... Tabi okurken sinir bozucu oldu... Neyseki telegram grubumuzda bu durumu paylaşınca destek geldi ve kitabı okuyabildim sonra da kitabı iade ettim ve yenisi geldi... Görseldeki kitap okunmamış, yepyeni yani... Çıkrıklar Durunca #1edebiyat1bilim1film maraton kitabıdır (Haziran)
.
Birçok Türk yazarı etkilemiş olan Sadri Ertem'i ilk kez duyduğumu belirtip kitap hakkındaki düşüncelerime geçiyorum...
.
Sadri Ertem, sosyal-gerçekçi olarak adlandırılan romanı Çıkrıklar Durunca ile Osmanlı ekonomisinin perde arkasına geçiriyor bizi... Kapitülasyonlar ile açık pazar haline gelen Osmanlı'da, fabrika malları ülkeye girince, yerli üretim durma noktasına geliyor. Tek geçim kaynağı tiftik ve elde edilen kumaşlar olunca, borçlandırılarak ellerinden alınan çıkrıkları da durunca, aç kalan Adaköy halkı başkaldırıya geçiyor... Yapılan haksızlığın, yolsuzluğun haddi hesabı yok... Güçlü olanın sözünün geçtiği, o anki çıkarlara hizmet eden ve duruma uyarlanan hükümlerin verildiği bir yönetime isyan var bu kitapta... Geçim kaynaklarına sahip çıkmaya çalışan Alevi bir köy olan Adaköy halkının, bir yandan doğaüstü güce inanmasını, bir yandan da yaşam mücadelesi vermesini konu alan Çıkrıklar Durunca, eleştirel yaklaşımıyla okunması gereken kitaplar arasında olmalı sanki
.
Ve sonra bir soru oluşur kafada... Şimdilerden farkı var mı ki acaba?

Yazarın biyografisi

Adı:
Sadri Ertem
Tam adı:
Sadri Etem Ertem
Unvan:
Türk Siyasetçi ve Yazar
Doğum:
İstanbul, 1903
Ölüm:
Ankara, Türkiye, 13 Kasım 1943
İstanbul Sultanisi’ni 1914 yılında, Darülfünun (İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi) Felsefe Bölümü’nü 1920 yılında bitirmiştir. Ankara Sultanisi Muallimliği, Ankara Daru’l-Muallimin Hukuk ve İktisat Muallimliği, Kuleli Askeri Lisesi Musahabatı Ahlakiyye ve İçtimaiyatı, İstanbul İmam Hatip Mektebi Ruhiyat ve Ahlak, Edebiyat ve Kitabet, Kadıköy Kız Orta Mektebi Tarih ve Coğrafya, Gaziosmanpaşa Orta Mektebi Tarih ve Coğrafya, Kadıköy Lisesi Tarih ve Gazi Terbiye Enstitüsü Felsefe ve İçtimâiyyat Muallimlikleri, Dahiliye Vekaleti Matbuat Umum Müdürlüğü Müşavirliği, Gazetecilik, Tercüman-ı Hakikat ve Tanin Gazetesi Yazarlıkları, Yazarlık, TBMM VI. ve VII. Dönem Kütahya Milletvekilliği yapmıştır.


Edebiyatçılığı

İlk öyküsü 1917 yılında yayımlanmıştır (Genç Yolcular). Edebiyata asıl yönelişi 1928’den sonradır. Konularını toplumsal sorunlardan çıkardığı, gözlemden çok kuramsal bilgilere dayanan ve bir tez çevresinde gelişen yapıtlarıyla gerçekçi Türk edebiyatının ilk temsilcilerinden sayılır.

Yazar istatistikleri

  • 31 okur beğendi.
  • 244 okur okudu.
  • 13 okur okuyor.
  • 196 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.