Çıkrıklar Durunca

·
Okunma
·
Beğeni
·
516
Gösterim
Adı:
Çıkrıklar Durunca
Baskı tarihi:
Mart 2018
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056492655
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Vivo Yayınevi
Edebiyatımızın gerçekçilik öncülerinden Sadri Ertem'in bu romanı, üzerinden geçen bir asra yakın zamana karşı hâlâ dimdik ayakta.

Gelişen endüstriyel kapitalizmin fabrikasyon mamulleri bütün dünyanın olduğu gibi Anadolu'nun da en ücra şehirlerine, kasabalarına ve köylerine ulaşmaya başlamıştır fakat geleneksel yerli zanaatkârların zararına işleyecek şekilde. Fabrikalarda üretilmiş daha ucuz mallar, Osmanlı'nın yerli eşraf ve tüccarlarının dahil olduğu ticaret zincirleriyle her tarafı istila ederken, belli kesimlere servet üstüne servet ve itibar kazandırırken, çıkrıklarda tiftik kumaşı üreten zanaatkârlar devlet, zengin, tüccar ve pek tabii onlara kolaylık sağlayan molla ve softaların rehberliğinde bu düzene baş eğmeye zorlanmaktadır. Bu uğurda mezhep ve inanç farkları da kaşınır.

Bu eser, sade dili ve akıcı anlatımıyla, Anadolu'daki bu değişimi ve mücadeleleri anlatıyor.

Yayınevimiz, Çıkrıklar Durunca'yı tekrar gün yüzüne çıkarmaktan ve okuyucuya sunmaktan mutluluk duymaktadır.
Osmanlı İmparatorluğu siyasi çalkantılarla boğuşmaktadır. İstanbul bürokrasi ahalisi yana döne kendini devlet işlerinde kanıtlama peşindedir. Bireysel bazda makam mücadeleleri yürütseler de ortak kanı yeni toprak ve devlet hazinesini büyütmektir. Savaş mevzu bahis olunca; tüm fertlerin hafızalarına, nice oğullarını şehit vererek kazıtılan Yemen gelmektedir. Giden gelmemekte, üstüne sürekli asker göndermek için oğullar gözü yaşlı analarından helallik istemektedir. İstanbul çevresinde zaman böyle tüketilirken; yurdun geriye kalanında ise tümüyle farklı bir atmosfer hakimdir. Küçücük bir sıfatı olan, devlet kademesinde herhangi bir memurluk vazifesini icra eden, dini makam sahipleri, toprak ağaları ve hırslı tüccarlar kelimenin tam manasıyla özerklik ilan etmiş, her biri kendi çapında devletcik olmuşlardır; tüm hukuk ve dini kuralları kendi çıkarları için baştan yazmıştır. Devlet kılıcını kuşanan veya arkasına devlet kılıcını elinde tutanları alanlar, özellikle köylü halktan vergilerle, getirilen yasaklarla kan kusturmaktadırlar.

İşte böyle bir dönemde kaleme alınmış bir kitaptır.1930 yılındaki baskıya sadık kalarak piyasaya sürmüş Salkımsöğüt yayınevi. Haliyle dili biraz ağır gelebilir, o dönemin kelime dağarcığı hakimdir.


Roman Adaköy ve civarında geçmektedir. Adaköy Kastamonu'ya bağlı Bolu'dan yönetilmekte olan bir Alevi köyüdür. Başlıca geçim kaynakları otlak hayvanlardan elde edilen tiftik yünüdür. O dönemde yabancılara türlü türlü imtiyazlar tanınmakta bu imtiyazların ceremesini de iç piyasa çekmektedir. Gittikçe derinleşen yoksulluk ve gelir dağılımında ki eşitsizlik, imkansızlıktan kaynaklı kıtlık ve açlık köylüde de yaşayacak derman bırakmamıştır. Halet-i ruhiyesi karamsarlık çukurunun dibinde olan köylü de bir takım batıl inançların veya uydurulmuş kalıpların peşinden savrulup gitmektedir. Her ne kadar romanın ön planını; köy-kent çekişmesi,kültürel yozlaşma, devlet görevlilerinin basiretsizliği gibi önemli konular işgal etmiş gibi gözükse de ana tema köylünün çıkrıklarından üretilen tiftik yünü ile Avrupa'nın fabrika ürünü olan ucuz yünü arasındaki savaştır. Köylünün kazanması imkansız bir savaş vermesi lazımdır çünkü savaştaki oğullarına para göndermek, temel ihtiyaçlarını gidermek istiyorlarsa çıkrıkların işlemeye devam etmesi tiftik yünü ile hayatlarını idame ettirmeleri gerekmektedir. Tek rakipleri yüzlerini asla görmedikleri ve hayatları boyunca hiç göremeyecekleri Avrupalı fabrikatörler değil aynı zamanda yanı başlarında bulunan, her gün dirsek teması içerisinde oldukları tüccarlar, din adamları ve devlet görevlileridir.


Sıddıkzade, babasından kalan topraklarını, işlerini büyütmek arzusu ile yanıp tutuşan ve bu hayalinin gerçekleşmesi için her yolu mübah gören, zengin eşrafından zat-ı muhteremin tekidir. Validen tutunda müftüye, paşadan tutunda katiplere kadar nüfuz etmiş, tüccarları ve köylüyü alicengiz oyunlarıyla esir almıştır. En son ortağı İngiliz bir misyoner olan ve yün ticaretiyle ciddi şekilde ilgilenen Stayvers'dır. Stayvers onu çok zengin edecektir, yeni kıyafet tebliğini nüfuzunu kullanarak çıkartmış beldede ki tek Avrupa yününü satan tüccardır. Ama köylü çıkrıklarını çalıştırmakta tiftik yününü üretip satmaktadır bu durum zenginliğe giden yol ile arasında büyük bir engel teşkil etmekte olduğundan köylüyü borç batağına sürükleyerek haciz yoluyla çıkrıkları ipotek altına alma planları yapar. Plan başarısız olunca da köyün Alevi inancına mensup olmasını fırsat bilerek parayla camilerden vaaz verdirerek, cuma hutbeleri okutturarak, mezhep farklılıklarını körükleyerek, Adaköy'e destek olan çevre Sünni köylerini ateşler ve dirençlerini kırar. Devletteki arkadaşları sayesinde de İstanbul'dan bir ordunun gelip taş taş üstünde koymadan 'isyanın' bastırılmasını sağlar.



Ortadoğu coğrafyasının kirli aktörleri iş başında olduğundan makus kaderi bir kez daha sahnededir ve sonuç olarak haklı olan değil güçlü olan kazanmıştır. Kirli aktörleri uzak tutmadığımız sürecede böyle gelen devran böyle gidecektir.


İyi okumalar.
İlk sosyalist roman olarak geçer Çıkrıklar Durunca. Sadri Ertem romanlarında olayları yorumkarken siyasal ve politik açıdan da bi değerlendirme yapar. Toplumsal olgulara , gerçeklere bilimsel olarak yaklaşır. Romanın ana karakteri Dudu’dur. Din üzerinden insanların nasıl sömürüldüğünü cahillik ile dinin birleşiminde bir köyün başına neler gelebileceğini açıkça tüm gerçekliği ile okuyucuya sunmuştur. Avrupa karşısında çaresiz kalan köylünün üretimde ve geçimde yaşadığı sıkıntılar toplumcu gerçekçi bir şekilde ele alınmıştır. Bu konu etrafında ağa baskısı, devlet yönetiminin zayıflığı, dış devletlere verilen ayrıcalıklar ve dışa bağımlı ekonominin zararları anlatılır. Ayrıca kitapta Hz.Ali kültüne de değinilmiştir.
Çıkrıklar Durunca’da, ucuz Avrupa kumaşlarının ülkeye girmeye başlaması nedeniyle el dokumacılığından hayatını kazanamaz hale gelen Alevi köyü Adaköy halkının Hz. Ali dergâhı etrafında birleşerek hükumete isyan etmesini ele almıştır. Kitapta, İngilizlerin Anadolu'nun tiftik keçisini, Güney Afrika’ya götürerek yetiştirmesi, çoğaltması ve yününü kumaş yaparak bize satmasının öyküsü işlenmektedir.

Devletlerin ayakta durabilmesi üretime dayalıdır ve üretime bağlıdır. Devleti oluşturan etnik ve dini halk katmanlarını bir arada tutan güç devletin ekonomik gücü ve adil gelir paylaşımıdır. Bu yapı bozulursa isyanlar çıkar, etnik ve dini ayrışmalar kuvvetlenip ortaya çıkacaktır.

Çıkrıklar Osmanlı devletinin ekonomik yapısının simgesidir. Çıkrıklar çalışırken ayakta olan devlet çıkrıklar durunca yıkılacaktır.
İşçi-köylü sorunlarının ele alındığı ilk eser olmasına rağmen, sesini fazla duyuramamış olacak ki okuyan kişi sayısı çok az... Edebiyat öğrencilerinin okuması gereken bir kitap... Köy romanı hakkında inceleme yapacak olanlar, gerçekçi köy romanının oluşumunu sağlayan bu eser ile başlamalıdır.
1930'un başında tefrika olarak yayınlanmış, sonra da roman olarak basılmıştır.

Edebiyatımızın gerçekçilik öncülerinden Sadri Ertem'in bu romanı, üzerinden geçen bir asra yakın zamana karşı hâlâ dimdik ayakta.

Gelişen endüstriyel kapitalizmin fabrikasyon mamulleri bütün dünyanın olduğu gibi Anadolu'nun da en ücra şehirlerine, kasabalarına ve köylerine ulaşmaya başlamıştır fakat geleneksel yerli zanaatkârların zararına işleyecek şekilde. Fabrikalarda üretilmiş daha ucuz mallar, Osmanlı'nın yerli eşraf ve tüccarlarının dahil olduğu ticaret zincirleriyle her tarafı istila ederken, belli kesimlere servet üstüne servet ve itibar kazandırırken, çıkrıklarda tiftik kumaşı üreten zanaatkârlar devlet, zengin, tüccar ve pek tabii onlara kolaylık sağlayan molla ve softaların rehberliğinde bu düzene baş eğmeye zorlanmaktadır. Bu uğurda mezhep ve inanç farkları da kaşınır.

Bu eser, sade dili ve akıcı anlatımıyla, Anadolu'daki bu değişimi ve mücadeleleri anlatıyor.

Türk romanının tezli örneklerinden biri olarak mutlaka okunması gereken 20 kadar eserden biridir.

* http://www.kitapyurdu.com/...%C4%B1klar%20Durunca
üretim sistemleri toplumların hayatları üzerinde yapıcı ve yıkıcı bir çok etkide bulunuyor , kitleler için üretimin kapitalizmle gerçekleşmeye başlamasıyla ortaya çıkan sonuçları yazar somut ve sahici bir şekilde anlatmış edebi olarak güçlü olmasa da belge ,tarih ve sosyolojik olarak çok kıymetli bir roman ,ve de yüksek teknolojinin hayatımıza girmesiyle güncel üretimide değerlendirme ve sorgulama olanakları veriyor
" burada mısır koçanı, meşe palamudu ve palamut kabuklarını karıştırarak ekmek yapan ve bununla yaşayan insanlar daha küçük yaşlarından itibaren kendilerini beyaz buğdaya kavuşturacak meçhul bir mucizeye bel bağlamışlardı. Ne bekliyorlarsa meçhulden bekliyorlardı."
Değişik bir roman olduğu kesin. Edebiyatımızda farklı bir yeri olmalı. Şu anda içinde bulunduğumuz durumu özetler nitelikte. Dili zor anlaşılıyor. Sakin bir kafayla okumaya özen gösterin. Dalar giderseniz kitapta geri dönüşler yapmak zorunda kalıyorsunuz ki bu da benim pek hoşlanmadığım bir şey. Tavsiye üzerine okudum.
İnsanın soytarı olmadan,başkalarını güldürmeden,başkalarının hodbinliklerini şahlandırmadan sevimli olması ne güç şeydir.
Sadri Ertem
Sayfa 42 - Salkımsöğüt
Sevgimizi, çocuğunuzu kaybetti iseniz, bilirsiniz. Yataktaki vücudun izleri, yastıktaki kırışıklıklar, yorgandaki yar kokusu sizi onlara dokunmaktan meneder, onları bozmaktan, onları düzeltmekten korkarsınız. Bir çalı, bir minder, bir avuç pamuk şilte ve yarım arşın yün örtüye sahip olmayanlar için ancak bir bahar mevsimi vardır, bir döşek hatırasını ancak o canlandırır.
Sadri Ertem
Sayfa 44 - salkımsöğüt
- Erkeklerin, derdi, bizden ne farkı var ? Biz de onlar gibi çalışıyoruz hatta onlardan daha çok. Ben eşraf çocuğundan daha mı az çalışıyorum tarlaya giden ben, çifte giden ben, çubuğa giden ben.. O ne yapıyor. Ben at gibi çalışıyorum, erkek gibi iş yapıyorum sonra da beyzadelerin hanım ablalar gibi evde otursunlar. Çifter çifter kapatmalar(kumalar) beslesinler. Onlarınki can da benim ki patlıcan mı?
Sadri Ertem
Sayfa 164 - salkımsöğüt
Vali sordu :
- Babanın adı.
- Dursun!
- Senin adın?
- Satı..
- Lahavle bunlar nasıl ad ki?
Köylü başını salladı:
- Biz Türküz ağam. Diye cevap verdi.
Vali mecliste bulunan ulemadan Seyit Efendi'ye döndü.
- Efendi Hazretleri, bunların vebali size racidir. Henüz bu zındıklar Müslüman esamisine bile sahip değil!
Hoca Seyit Efendi cevap verdi:
- Paşa efendimiz.. Hakkı asafileri dergahıdır.. Ancak bu domuzları iyi bilmezsiniz. Bunlardan, on para almak mümkün değildir. Para almak canlarını almak gibi bir şeydir, yoksa talebe-i ulüm gibi kullarınız dini diyaneti çoktan öğretirlerdi. Hepsi dini bütün Müslüman olurlardı. Fakat zındıklar pek hasis şeyler.
Vali isticvabına devam etti:
- Ananın adı?
- Yasin kadın...
- Ne güzel ad...
Köylü bön bön baktı gülümseyerek cevap verdi.
- Anam da sizin gibi şehirlidir de onun için ona kibarca ad koymuşlar.
Müftü söze karıştı:
- Efendim eski adettendir.. Ad konacağı zaman Kur'an'dan tefeül olunur. Sağ ve sol sayfalardaki ism-i haslardan biri doğan çocuğa verilir. Bu herifin de anası tesadüf şehirde doğmuş onun için bu nimetten istifade etmiş yoksa hadis-i şerifte mezkurdur köy halkı küfür ehlidir...
...köylüler şehirlilerden ancak bir sene sonra cennete gidebileceklerdir.
Seyit Efendi Vali'ye döndü:
- Bakınız şu zındığa nasıl şu mübarek sözleri işitiyor da gene hayvan gibi bakıyor.
Sadri Ertem
Sayfa 129 - salkımsöğüt
Köylüler, şimdiye kadar bir nev’i derunî rabıta ile bağlı oldukları Sıddıkzade’nin kendilerini böyle birden terk edivermesini evvela mal satın almamasını, sonra da tiftiklere haciz koydurmasını bir türlü izah edemiyorlardı.

Sıddıkzade, köylülerin ıstırabına lakayt kalmasaydı eğer gözyaşlarına karşı gülüp geçmeseydi, belki gene bu sonsuz felakete de boyun eğecekler, Sıddıkzade’nin bu işte hiç günahı olmayan, iyi bir adam olduğuna hükmedeceklerdi. Hâlbuki artık Sıddıkzade, fabrika eşyası satan bir tüccardı, Sıddıkzade'nin ticaretine yegane engel; yerli yün ve tezgahta dokunan kumaşlardı. Onun için haciz yaptırdığı tiftikleri, kavurma yapmayı düşünüyordu.
Sadri Ertem
Sayfa 95 - Vivo Yayınevi
Zaptiye dik dik bağırdı
- Hey Çoban Hey çoban
Çoban göründü, yanımıza yaklaştı
Zaptiyenin kendisini çağırması çobanı ürkütmüş olacak ki adamcağız sapsarı kesildi.
Söz aramızda... Nasıl sapsarı kesilmesin! Orada bir jandarma Roma'daki papadan daha hakim.
Sadri Ertem
Sayfa 65 - salkımsöğüt

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Çıkrıklar Durunca
Baskı tarihi:
Mart 2018
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056492655
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Vivo Yayınevi
Edebiyatımızın gerçekçilik öncülerinden Sadri Ertem'in bu romanı, üzerinden geçen bir asra yakın zamana karşı hâlâ dimdik ayakta.

Gelişen endüstriyel kapitalizmin fabrikasyon mamulleri bütün dünyanın olduğu gibi Anadolu'nun da en ücra şehirlerine, kasabalarına ve köylerine ulaşmaya başlamıştır fakat geleneksel yerli zanaatkârların zararına işleyecek şekilde. Fabrikalarda üretilmiş daha ucuz mallar, Osmanlı'nın yerli eşraf ve tüccarlarının dahil olduğu ticaret zincirleriyle her tarafı istila ederken, belli kesimlere servet üstüne servet ve itibar kazandırırken, çıkrıklarda tiftik kumaşı üreten zanaatkârlar devlet, zengin, tüccar ve pek tabii onlara kolaylık sağlayan molla ve softaların rehberliğinde bu düzene baş eğmeye zorlanmaktadır. Bu uğurda mezhep ve inanç farkları da kaşınır.

Bu eser, sade dili ve akıcı anlatımıyla, Anadolu'daki bu değişimi ve mücadeleleri anlatıyor.

Yayınevimiz, Çıkrıklar Durunca'yı tekrar gün yüzüne çıkarmaktan ve okuyucuya sunmaktan mutluluk duymaktadır.

Kitabı okuyanlar 16 okur

  • Cansu Maden
  • Rukiye Uçar
  • Toroman
  • SihirliFlut
  • sinem çeşit
  • Zafer anadolu
  • Ali Şimşek
  • Emine Merve
  • Peter Bornemann
  • İlhan Engin

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.3 (2)
9
%16.7 (1)
8
%33.3 (2)
7
%16.7 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0