Peri Gazozu - Ercan Kesal
İsmine bakılınca fantastik bir şeyler çıkacakmış gibi duran. Oyuncu, yazar Ercan kesalın’ın otobiyografi özelliği taşıyan ve daha çok doktorluk yıllarındaki anılarını anlatan efsane bir eser.
Kitabı okurken neden kronoloji yok diye düşünüyor insan sonuçta otobiyografik ama Kesal söyleşisinde, vurgulamak istediğinin bu olmadığını orada bazı küçük ama hayatında yer edinen noktalara değindiğini söylemişti. Örneğin mühür, rapor…
Her hikayenin gerçek olma ihtimali ve hatta çoğu hikayenin bizzat tanıdığı veya duyanı, okuyanı, bir yerden izleyeni olmak. Yüreğime çok dokundu oturup ağladığım kısımlar oldu. Bir babanın, bir genç kızın, bir annenin, bir çocuğun yerinde hissetmek aynı zamanda yaşanan olayları asla yaşamayayı ve yaşanmamış olmasını dilemek( ne kadar mümkünse).Türkiye’de her gün binlercesi yaşanırken.
Yazarın babasının yası için yazdığı bir kitap. Tarih kokuyor, acı dolu bir tarih.
Herkes kendi çevresinde ölür.
Çok tanıdık bir kavram ve aynı zamanda çok uzak. (Ne tesadüf öğrencim getirdi bu kitabı,evimizde cenaze olduğunu bilmeden)Daha iki gün oldu amcamı kaybedeli içimde tuhaf bir boşluk var. Anılar silsilesi ve keşkeler…
Bir de Emile Zola’nın işlediği gibi çevremizi, kendimizi gözlemlediğimizde birinin yaşamı son buluyor ama biz bir süre sonra hayatımıza devam ediyoruz. Bu süre değişebilir tabii bir an, bir saat hatta bir gece. Belki daha uzun ama bu uzun zamanda da ara sıra aklımıza gelir; bir boşluk, burukluk bırakır o kadar.
Bu kitapta kimi fakirlikten ölüyor ardından iştahla bulunan yemek yeniliyor. Kimi zenginken ölüyor ardından miras kavgası çıkıyor. Kimi ise ölen kişiyi çok sevmesine rağmen ardında kalan işleri, dükkanının bir gün kapatılmasını düşünüyor. Sonsuz değiliz, elbet biz de bir gün yok olacağız ama nasıl…