Şu sıralar Birleşmiş Milletler, özellikle de Amerika, zamanını Avrupa’nın açlık çeken halklarına seslenmekle harcıyor: Silahlarımızla size tereyağı temin edeceğiz! Bu söylem yalnızca onların bunu yaparken, hiç de aceleleri olmadığını gösterir. Tereyağı verildiği an, insanlar topluca üzerine saldıracak ve hemen sonra hangi ideolojiye ait olursa olsun, onlara usulüne göre sarmalanmış sevimli silahları gösterenlere yönelecekler.
O akşam kızımla birlikte soy ağacı yapmaya karar veriyoruz. Sülaledeki tüm yaşayanları ve ölüleri hafızasında taşıyan kişi daha yeni vefat etmişken, bu iş neredeyse imkansız görünüyor. Ama, itiraf etmeliyim, bunu yapmak büyük bir teselli sağlıyor. Kendini ve ölen kişiyi ailenin çatallanan dalları arasına, dal budak salmış o tacın üzerine yerleştirmek, ölümü daha doğal kılıyor, bir anlamda teselli sunuyor, evet anlam ve teselli. Ağaç canlı, dallarında onca ölünün aslı olmasına rağmen.
Özgürlük olmadan düşüncenin var olamayacağını söylemek büyük ölçüde doğru olur. Ancak düşünce var olmadığında, özgürlüğünde olmadığını söylemek çok daha doğru olur. Son birkaç yıldır düşünce özgürlüğü ziyadesiyle var, ama herhangi bir düşünce yok. Durumumuz yiyecek eti olmadığı halde tuz ekmek için tuzluğu isteyen bir çocuğun durumuna benziyor.
Örgütlenme özgürlüğü denen şey aslında şimdiye kadar örgütlerin özgürlüğü olmuştur. Halbuki örgütler özgür olmak zorunda değildir; onlar kullanılan araçlardır, hizmet altında tutulmaları gerekir. Özgürlük, insanoğluna mahsustur.
Parayı tüm eylemler için neredeyse tek motivasyon haline getirerek, her şeyin neredeyse tek ölçüsü olarak eşitsizlik zehrinin her yere nüfuz etmesine neden olduk.