Yok, bunlar adam olmayacaktı. Sonunda bir gün daha cesur bir kadın ya da erkek çıkacak, bunlardan birini kandıracak, bu güzelim aşk da hiç yaşanmadan öylece kalacaktı.
Ah aptal çocuk, evde ne işin var. Diye mırıldandım içim yanarak. Kır direksiyonu Sarayburnu 'na... Bu kentin ilk tapınağının kurulduğu o muhteşem yerde güneşin doğuşunu izle sevdiğinle birlikte. Ama yapmadı ali. Aklına bile gelmedi. Gelmesin bakalım... Bir gün gençlik uçup gittiğinde, sadece bedenin değil, gönlün istediği de söndüğünde çok yanacaklardı ama iş işten geçmiş olacaktı.
Sen yoktun.
Terk edilmiş bir İstanbul vardı.
Yaslanmış gökyüzünün umarsızlığına, Eylül rüzgarlarıyla sararan, Bayram kartpostallarına benzeyen.
Sen yoktun, bir çocuk ağlardı istasyonlarda, Gece yarıları uykumu bölerdi hıçkırıkları,
Trenler geçerdi gözbebeklerimden.
Kirlenirdi bembeyaz umutlarım.
Sen yoktun, tüm dünyayı değiştirebilirdim.
Oysa aynalarda eskiyor yüzüm.
Ne yana baksam karşımda bir anı
Meğer İstanbul ne çok benziyormuş sana...