Çılgın Kalabalıktan UzakThomas Hardy
Thomas Hardy'nin "Çılgın Kalabalıktan Uzak" adlı romanı, yüzeyde doğa, aşk ve kadın özgürlüğü gibi zengin temalar olsa da, içerikte çoğu zaman bunları yalnızca robotik biçimde işler
Hardy burada, dönemin erkek okurunu kaybetmemek için sanki Bathsheba’nın özgürlüğünü bir yere kadar destekler; sonra onu cezalandırır.
Romanın temposu yavaştır. Özellikle kırsal hayatın doğa tasvirleri uzun uzadıya yer alır
Bathsheba'nın üç erkek arasında gidip gelmesi, başta tematik bir zenginlik gibi dursa da ilerleyen bölümlerde yıpratıcı ve inandırıcılıktan uzak bir tekrar hâline gelir.
Gabriel Oak, ideal erkek figürü gibi gösterilir; ama bu ideal, duygularını bastıran, sürekli pasif kalan ve neredeyse “ödül bekleyen” bir konuma oturur.
Troy, yalnızca cazibe unsurudur. Derinliği yoktur, hatta trajedisi bile sığ kalır.
Boldwood, abartılı bir saplantının arketipi olarak sahneye çıkar ama psikolojik çözümlemesi yapılmaz.
Romanın sonunda Bathsheba, bunca fırtınadan sonra yine en güvenli, en garantili seçimi yapar: Sadık çoban Gabriel’le birlikte olmak. Bu tercih, kişisel bir olgunluk göstergesi gibi sunulsa da, aslında toplumun kadınlara çizdiği güvenli sınırlara dönüş anlamına gelir. “Çiftliğini yöneten, evlenmem diyen kadın”ın yolu yine evliliğe, istikrara ve erkeğe teslimiyete çıkar.
Adsız Sansız Bir JudeThomas Hardy
Roman, yoksul bir taş ustası olan Jude Fawley’in Oxford benzeri bir üniversite şehri olan Christminster’da akademik hayalleri kurarken toplum, sınıf, din ve cinsellik gibi engellerle yüzleşmesini anlatır. Jude'un hayatı, ilk eşi Arabella ve kuzeni Sue ile yaşadığı karmaşık ilişkiler aracılığıyla dramatik bir şekilde çözülür.
Birçok kitapçı, romanı uygunsuz bulup raflarından kaldırdı.
Bu roman, Hardy’nin son romanıdır; gelen tepkilerden sonra sadece şiir yazmaya karar vermiştir.
sadece bir trajedi değil; sınıflar, cinsiyet rolleri ve birey-toplum çatışmasına dair hâlâ güncelliğini koruyan bir eleştiridir.
Hardy'nin bu romanla sorduğu sorular hâlâ canlı:
"Bir insanın arzuları mı, yoksa toplumun kuralları mı daha ahlaklıdır?"
Gurur ve ÖnyargıJane Austen
19. yüzyıl İngiliz taşrasında geçen ve Bennet ailesinin ikinci kızı Elizabeth Bennet ile zengin ve soylu bir beyefendi olan Mr. Darcy arasındaki aşk hikayesini konu alır. Hikaye, yalnızca aşk değil, aynı zamanda bireylerin önyargıları, gururları ve sınıfsal yargılarının ilişkiler üzerindeki etkisini işler.
Kitabın ismindeki gibi, karakterler birbirlerine karşı ilk başta gururları ve önyargılarıyla yaklaşırlar. Elizabeth, Darcy’nin kibirli olduğunu düşünür; Darcy ise Elizabeth’in sosyal sınıfını küçümser. Ancak ikisi de zamanla değişir ve birbirlerini doğru şekilde tanımaya başlarlar.
Karakterlerin değişimi ve gelişimi çok başarılı yansıtılmış.
İnce sosyal gözlemler ve eleştiriler, okuru düşünmeye iter.
Elizabeth Bennet, feminist okumalar için de önemli bir figürdür.
Bazı okuyucular için dili ağır ya da dönem İngiltere’sine dair detaylar fazla gelebilir.
Romantik olayların fazla idealize edildiği düşünülebilir.
Gurur ve Önyargı, yalnızca bir aşk hikâyesi değildir. Aynı zamanda bireyin içsel gelişimi, toplumun beklentilerine karşı duruşu ve insanların birbirine bakış açısının ne kadar kolay değişebileceği üzerine ustaca yazılmış bir romandır
EmmaJane Austen
Jane Austen’ın Emma romanı, adını taşıyan başkahramanın kibirli ve hatalarla dolu “eşleştirme” macerasını konu alırken, arka planda göz kamaştıran bir başka karakter var: Harriet Smith. Genellikle saf, edilgen veya yönlendirilmeye açık biri olarak tanımlansa da, benim gözümde Harriet; Austen’ın en zarif ve içten karakterlerinden biri.
Harriet, bir okulda büyümüş, ailesi bilinmeyen, toplumda ne tam kabul gören ne de tamamen dışlanan ara bir figür. Ancak iç dünyası, sadakati ve umutları o kadar gerçek ki, onu tanıdıkça insanda koruma hissi uyandırıyor. Harriet’in Emma’ya hayranlığı bir zayıflık gibi görülse de, aslında onun kendini ait hissedecek bir yere, bir rehbere duyduğu samimi ihtiyaçtan kaynaklanıyor. Belki de hepimiz bir dönem bir "Emma"’ya ihtiyaç duymuşuzdur.
Harriet’in Bay Elton’a ve daha sonra Bay Knightley’ye duyduğu hisler yüzeysel değil; tam tersine onun naif ama güçlü umutlarını yansıtıyor. Her hayal kırıklığında yıkılıyor ama her seferinde yeniden ayağa kalkıyor. Onun aşkları sessiz, ama derin. Harriet’in bu kırılganlığı, onu sadece aciz biri yapmıyor; aynı zamanda en güçlü karakterlerden biri hâline getiriyor. Çünkü Harriet, kalbinin kırıklığını kibirle değil, zarafetle taşıyor.
Emma, zekice yazılmış, toplumsal sınıfları ve bireysel yanılgıları ustalıkla işleyen bir başyapıt. Ama Harriet Smith, bu dünyanın içine doğmuş ama asla ait hissetmemiş bir yıldız gibi parlıyor...