Bilgimizi, bize güven kazandıran ve kimlik duygusu veren bir mülkiyet olarak görmemeliyiz; bilgimizle "dolmuş" olmamalı ya da ona sıkı sıkıya sarılmamalı ya da açlık duymamalıyız. Bilgi, bizi köle eden bir dogma niteliğine bürünmemelidir. Bu tamamen sahiplenme tarzına ait bir şeydir.
Hem lüks içinde yüzen insan hem de kendini her şeyden yoksun kılan çileci yoksul, benmerkezci sahiplenme tarzını paylaşır; birisi onaylayarak, diğeri ise yadsıyarak yapar bunu.
Kendini tamamen şeylerin üretimine, satışına ve tüketimine veren insanın kendisi de gitgide bir "şey" haline gelir. Sigara ve içkiden tutun da televizyona, filmlere, hatta konferanslara ve kitaplara varıncaya kadar her şeyi pasif şekilde almak için didinen topyekûn bir tüketici haline gelir. Kendini yapayalnız ve kaygılı hisseder, çünkü yaşamında geçimini sağlamak dışında gerçek bir anlam göremez. Can sıkıntısı çeker ve bu sıkıntısını giderek artan, durmaksızın değişen tüketimle ve anlamsız heyecanlarla alt etmeye çalışır. Düşünüşü duyuşundan, hakikati tutkusundan ve zihni yüreğinden kopar. Fikirler artık ona hitap etmez, çünkü o, inançlar ve bağlılıklar açısından değil, daha çok, hesaplar ve olasılıklar açısından düşünür.
Mevcut sistemimizdeki belki de en büyük tehlike, şeylerin -teknolojik araç gereçlerin ve teknik başarıların- yaşamdan ve gelişimden daha çekici hale gelmesi gerçeğinde yatar. Kendini, bilgisayar tarzı bir beyinle donatılmış bir "çıplak maymun" olarak görmekten hoşlanacak o kadar çok insan var ki! Onların düşüncesine göre, eğer bu amaca ulaşılabilseydi, hiçbir şeyle ilgili endişe duymaları gerekmezdi: Duyguları, içgüdülerle ve dürtülerle harekete geçen hayvanın düzeyinde kalırdı ve düşünüşleri, bir bilgisayarın kesinlik derecesine ulaşırdı.
Geçen yüzyılda öyle bir hava vardı ki, sanki makineler, daha dolu ve daha zengin bir yaşam amacının, insanın yalnızca kendisine has olan -yaratıcı düşünce, sevgi ve sanat yeteneklerini ve güçlerini geliştirmesine izin verecek bir yaşam amacının aracı olacaktı. İnsan, neredeyse tüm enerjisini "geçimini sağlamak" için harcama zahmetinden kurtularak, kendisi olma, bütünüyle gelişmiş bir insan olma özgürlüğüne kavuşacağı bir toplum kurabileceğini umuyordu. Ama insan, sınırsız teknolojik ilerleme gibi görünen bu yeni kapasitesiyle sarhoş oldu. Makine, insanın amaçlarına hizmet etmek yerine, onun efendisi olup çıktı. Olacakları henüz meydana gelmeden sezen Emerson'ın ifadesiyle, "Şeyler dizginleri almış eline, bizi dilediğince koşturuyor" du.