İnsanın dünyayla olan tüm insani ilişkileri -görme, işitme, koku alma, tat alma, dokunma, düşünme, gözlem, hissetme, arzulama, edimde bulunma, sevme- kısacası, bireyselliğinin tüm organları... insani gerçekliğin sahiplenilmesidir... Özel mülkiyet bizi öyle aptal, öyle kısmi bir hale getirmiştir ki, bir nesne ancak ona sahip olduğumuz, bizim için sermaye olarak var olduğu ya da onu doğrudan doğruya yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz, içinde oturduğumuz vb. zaman, kısacası, ondan bir şekilde yararlandığımız zaman bizimdir... Böylece, tüm fiziksel ve zihinsel duyuların yerini, tüm bu duyuların yabancılaşmış hali -sahip olma duyusu- almıştır.