Alper

Alper
Ne aşağıda teselli var, ne yukarıda. Bir tek biz varız. Küçük, kimsesiz, çabalayan, birbiriyle savaşan bizler.
Bilincimiz gerçekten nedir? Bilincimiz, içinde yaşadığımız toplumun farkına varmamıza izin verdiği insani deneyimlerin tümüdür. Çok küçük bireysel farklıklar bir yana, çoğunlukla yalnızca dilimizin, mantığımızın ve toplumumuzdaki tabuların farkına varmamıza izin verdiği şeylerin farkına varınız. Deyim yerindeyse, "toplumsal süzgeç" gibi bir şey vardır ve farkına vardığımız şeyler yalnızca o toplumsal süzgeçten geçebilen deneyimlerdir; bunlar bizim bilincimizdir.
Sosyoloji
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Hiçbir zaman problem, çoğumuzun düşündüğü gibi, "sevilmek" değildir ve "Birisi bizi nasıl sever?" sorusu hiçbir zaman temel soru değildir; temel soru bizim sevme yeteneğimizdir ve etkin bir nitelik olarak sevginin niteliğidir. "Eğer karşılığında sevgi uyandırmadan seviyorsanız, yani seven bir kişi olarak dışa vurma yoluyla, kendinizi sevilen bir kişi yapamıyorsanız, o zaman sizin sevginiz güçsüzdür, bir talihsizliktir."
Sosyoloji
İnsanın dünyayla olan tüm insani ilişkileri -görme, işitme, koku alma, tat alma, dokunma, düşünme, gözlem, hissetme, arzulama, edimde bulunma, sevme- kısacası, bireyselliğinin tüm organları... insani gerçekliğin sahiplenilmesidir... Özel mülkiyet bizi öyle aptal, öyle kısmi bir hale getirmiştir ki, bir nesne ancak ona sahip olduğumuz, bizim için sermaye olarak var olduğu ya da onu doğrudan doğruya yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz, içinde oturduğumuz vb. zaman, kısacası, ondan bir şekilde yararlandığımız zaman bizimdir... Böylece, tüm fiziksel ve zihinsel duyuların yerini, tüm bu duyuların yabancılaşmış hali -sahip olma duyusu- almıştır.
Sayfa 78·Kitabı okudu
Sosyoloji
Çoğu insanın canı sıkılır, çünkü yapmakta olduğu şeye ilgi duymuyordur ve sanayi sistemimizde onların yaptıkları işe ilgi duymalarını sağlamakla ilgilenmez. Daha fazla [eski kuşağa kıyasla] eğlence umudunun, sıkıcı çalışmayı ödünlemek için gerekli tek özendirici olduğu farz ediliyor. Ne var ki, çalışanların dinlence ve eğlence zamanı da sıkıcıdır. Çalışma zamanını nasıl ki sanayi tesisi yönetiyorsa, dinlence ve eğlence zamanını da eğlence sanayisi yönetiyor. İnsanlar sevinç aramak yerine, haz ve heyecan arıyorlar; gelişim aramak yerine, güç ve mal mülk arıyorlar. Kendileri daha çok olmak yerine, daha çoğuna sahip olmak ve daha çoğunu kullanmak istiyorlar.
Sosyoloji
Çağdaş toplumda hoşuma gitmeyen öyle çok şey var ki, değinmek istediğim ilk hoşnutsuzluk, her şeyin ve neredeyse her şeyin satılık olması gerçeğidir. Yalnızca ticari mallar ve hizmetler değil, fikirler, sanat, kitaplar, kişiler, kanılar, bir duygu, bir gülümseme, hepsi de birer metaya dönüştürülmüş. Tüm yetenekleriyle ve potansiyelleriyle bir bütün olarak insan da öyle.
Sosyoloji