Alper

Alper
Ne aşağıda teselli var, ne yukarıda. Bir tek biz varız. Küçük, kimsesiz, çabalayan, birbiriyle savaşan bizler.
İlkönce, çağdaş sanayi insanının en yalın ve en açık ayırıcı özelliklerini ele alalım: Başka insanlar, doğa ve canlı yapılar, bu kişinin ilgi odağından çıkmıştır; mekanik, insan yapısı şeylere
Sosyoloji
Reklam
Roma Sezarları, halkın eğlenmesi için, temelde sadist bir nitelik taşıyan gösteriler düzenliyorlardı. Çağdaş toplum da suça, savaşa, canavarca davranışlara ilişkin gazete ve televizyon haberleri biçiminde benzer gösteriler sunmaktadır.
Sosyoloji
Sadist uygulamalarla cinsel uyanmayı gerçekleştiren kişi, sadist bir karaktere sahiptir; yani bir sadisttir, bir başka kişiyi denetlemek, incitmek, aşağılamak için yeğin bir arzu duyan bir kişidir. Bu kişinin sadist arzularının yeğinliği, onun cinsel tepilerini etkiler; bu, güç tutkusuna, zenginlik tutkusuna kendini kaptırma ya da özseverlik gibi başka cinsel-olmayan güdülerin de cinsel arzu uyandırmalarından farklı bir şey değildir. Gerçekten, bir kişinin karakteri, hiçbir davranış alanında, cinsel eylemde olduğundan daha açık olarak kendini göstermez; bunun tek nedeni, cinselliğin en az "öğrenilen" ve en az biçimlendirilen davranış olmasıdır. Bir kişinin sevgisi, sevecenliği, sadistliği ya da mazoşistliği, açgözlülüğü, özseverliği, kaygıları -aslında bütün karakter özellikleri- cinsel davranışında anlatımını bulur.
Sosyoloji
Bireyler, yaşamlarına anlam kazandırma iddiasında bulunan hazır kalıpları onlara sağlayan bir toplumda yaşarlar. Söz gelimi, toplumumuzda, kişilere, başarılı olmanın, "ekmeğini kazanma"nın, bir aileye bakmanın, iyi bir yurttaş olmanın, öte-beri tüketmenin ve haz almanın yaşama anlam kazandırdığı söylenir. Ne var ki, çoğu kişi için bu telkin bilinçli düzeyde işe yaramakla birlikte, bu kişiler gerçek bir anlamlılık duygusu kazanmazlar, kendi içlerindeki kayıp merkezi karşılayamazlar. Aşılanan kalıplar iyice aşınır ve giderek artan bir sıklıkla başarısızlığa uğrar.
Sosyoloji
İnsan, varlığını sürdürmek için, bedensel gereksinmelerini gidermek zorundadır ve insanın içgüdüleri, onu, varlığını sürdürmesinin yararına hareket edecek biçimde yönlendirir. Eğer davranışını büyük ölçüde içgüdüleri belirleseydi, insan hiçbir özel yaşama sorunuyla karşılaşmaz ve bol bol yiyeceğe sahip olması koşuluyla, "hoşnut bir inek" olurdu. Ama insan açısından, tek başına organik dürtülerinin doyurulması onu mutlu kılmaz, ne de akıl sağlığını güvence altına alır.
Sosyoloji
Reklam