Alper

Alper
Ne aşağıda teselli var, ne yukarıda. Bir tek biz varız. Küçük, kimsesiz, çabalayan, birbiriyle savaşan bizler.
Süreğen, ödünlenen can sıkıntısının genellikle hastalıklı sayılmamasının birkaç olası nedeni vardır. Belki ana neden, çağdaş sanayi toplumunda çoğu insanın canının sıkılması ve paylaşılan bir hastalığın-"hastalık" ya da "normallik"in-hastalık olarak algılanmamasıdır. Dahası, "normal" can sıkıntısı çoğunlukla bilinçli değildir. Çoğu insan, kendilerini bilinçli olarak sıkılmış hissetmelerini önleyen çok sayıda "etkinliğe" katılarak, bunu ödünlemeyi başarırlar. Günün sekiz saatinde yaşamlarını kazanmak için uğraşırlar; iş saatlerinden sonra, can sıkıntısının bilince çıkma tehlikesi belirdiği zaman, açığa çıkmasını önleyen çok sayıda araçla -içki içerek, televizyon izleyerek, ata binerek, toplantılara giderek, cinsel etkinliklere katılarak ve daha yakınlarda da moda haline gelen uyuşturucu ilaçlar alarak- bu tehlikeden kaçınırlar. En sonunda da uykuya duydukları doğal gereksinme ağır basar ve herhangi bir anda can sıkıntısı bilinçli olarak algılanmamışsa gün başarıyla sona erer. Günümüz insanının ana ereklerinden birinin "can sıkıntısından kaçmak" olduğu söylenebilir. Ancak rahatlatılmamış can sıkıntısının neden olduğu tepkilerin yoğunluğu değerlendirilecek olursa, bu ruhsal durumun doğurduğu tepilerin gücü konusunda bir fikir sahibi olunabilir.
Sosyoloji
Reklam
İnsanın kendini adadığı hedefler değişir: Çocuklarını öldürmesini gerektiren bir puta ya da çocukları korumasını gerektiren bir ülküye adanmış olabilir; yaşamın geliştirilmesine ya da yıkılmasına adanmış olabilir. Servet yığma, güç kazanma, yıkım ereğine ya da sevme, üretken ve yürekli olma ereğine adanmış olabilir. En birbirine benzemez ereklere ve putlara adanmış olabilir ama adanmışlık hedeflerindeki farklılık çok büyük önem taşısa bile, bizzat kendini adama gereksinmesi, bu gereksinmenin nasıl yerine getirildiğine bakılmaksızın giderilmek istenen birincil, varoluşsal bir gereksinmedir.
Sosyoloji
Bir ideoloji, bütün sorulara yanıt verdiğini ne denli çok ileri sürerse, o denli de çekicidir; usdışı, hatta düpedüz delice düşünce sistemlerinin insanların zihinlerini bu denli kolay çelebilme nedeni burada bulunabilir.
Sosyoloji
Sen [ey Muhammed,] sağıra işittirebilir misin, yahut köre doğru yolu gösterebilir misin, ya da apaçık sapkınlığa gömülmüş olana? 43/40
Din
Hayvanlarda egemenliğin rolü ne olursa olsun, egemen hayvanın her zaman görevine layık olması -bir başka deyişle, daha üstün bedensel gücünü, bilgeliğini, enerjisini ya da onun bir önder olarak benimsenmesini sağlayan her neyse onu her zaman ortaya koyması- gerektiği oldukça açık görünmektedir. I. M. R. Delgado'nun (1967) aktardığı çok ustalıklı bir maymun deneyinin de gösterdiği gibi egemen hayvan kısa bir süre için de olsa ayırıcı niteliklerini yitirirse buyurucu rolünün bittiğini ortaya koymaktadır. Egemenliğin kurumsallaştığı ve birçok ilkel toplumda hâlå geçerli olduğu üzere, kişisel yetkinlikle ilgili bir işlev olmaktan artık çıktığı insanlık tarihinde, önderin, ayırıcı niteliklerini her zaman koruması zorunlu değildir; gerçekte, böyle niteliklere sahip olması bile zorunlu değildir. Toplumsal sistem, insanları, unvanda, üniformada ya da bunlar gibi şeylerde, önderin yetkin olduğunun kanıtını görmeye koşullandırır ve bütün sistemin desteklediği bu simgeler var olduğu sürece, ortalama insan, imparatorun elbise giyip giymediğini kendi kendine sormayı bile göze alamaz.
Sosyoloji
Reklam