Her şeyin geçip gittiğine , yaşadıklarımızın geçmişte kaldığına kim inandırabilir bizi? Anılarımızı avuç dolusu su gibi her sabah yüzümüze çarpmanın işe yaramayacağına kim inandırabilir.
Bazen kalbim , kimseye anlatmadığım bir hikaye taşıyor .
Gülüyorum , konuşuyorum hayatın içindeyim ama içimde eksik bir parça varmış gibi hissediyorum.
insan en çok da anlaşılmadığında yoruluyor; anlatmaya gücü kalmadığında susmayı seçiyor.
Oysa tek istediğim , güçlü görünmek zorunda kalmadan ' ben de kırıldım diyebilmek.
Çünkü en derin yaralar bağırmaz ; sessizce sızlar'.
Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden ?
Bilmem, bu yanardağ ne biçim korla tutuştu ?
Pervane olan kendini gizler mi alevden ?
Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu...
Yazmadım seni daha,
Sevmeye ayırdım tüm zamanları,
Yazmaya bu yüzden vaktim olmadı.
Ben düşünmeye başlayınca seni
-Ki bu bir önceki düşünmenin sonundan çok öncedir
İnan ki dağlar, taşlar, inan ki bulutlar, yağmur ve kar
Toprakla su ve gökyüzü, güneş ay ve yıldızlar
Onlar da benimle birlikte
Ve onlar da benim kadar seni düşünürler...
Benim kadar diyemem ama
Yemin ederim onlar da seni özler.
Hep dalgınım bu günlerde
Saati cezveye koyup yumurta tutuyorum,
Bir gün takvime bakmasam yılı unutuyorum.
Aklım başıma gelmiyor, başıma çarpmadan dallar
Yolda yürürken dalıp dalıp gidiyorum.
Nisan'a kaç var diyorum saati sorarken.
Hiç böyle olmamıştım.
Bilenlere sordum; 'aşk bu' dediler!
~Yıldız kenter