Kitap içimde büyük bir hüzün bırakarak bitti..
Son satırlarını o kadar yavaş ve sindirerek okudum ki bitmesini hiç istemedim daha doğrusu böyle bir sonla bitmesini istemedim..
"Bu kitapta önemli olan oblomov değil, oblomovluktur." Oblomov tembelliğin ve aynı zaman da iyi bir ruhun simgesi. Tembelliğin, uyuşukluğun bir hayatı nasıl derinden etkilediğini bu kitapta büyük bir hüzünle okuyoruz. Oblomov'un sorunu aslında tembellik değil hayatsızlıktı. Oblomov'a bazen o kadar kızıyordum ki artık şu yataktan kalk ve kendini bu hayatın güzelliklerinden mahrum bırakma diyordum içimden. Oblomov'un dostu ştolts da bizimle aynı duyguları paylaşarak dostuna "ya şimdi, ya hiçbir zaman" diyerek onu uyandırmaya, hayata geri döndürmeye çalıştı ama oblomov hiçbir zamanı seçti..
Hayattan vazgeçtiğini şu sözlerle anlatmıştı zaten..
"Kim için yaşayabilirim, hangi gaye için? Neyi arayacağım? Ne için savaşacağım? Neyin rüyasını göreceğim? Hayatın çiçekleri döküldü, sade dikenleri kaldı."
Ah oblomov, olganın senin içinde yeşeren umutları büyüteceğine o kadar inanmıştım ki.. sizin aşkınızın masumiyetini çok sevmiştim sonunuzu hiç böyle hayal etmemiştim ama senin gibi yataktan kalkmayı bile külfet gören birinden, bir aşkın yükünü kaldırmayı beklemek haksızlık olurdu.. bunu sen de anlayıp yalnızlığı seçtin.
En çok da şu cümlen içimi burktu;
"Hatıralar mutlu bir hayatın hatıraları olursa güzeldir; insana güç kapanmış yaraları hatırlatınca acı şeylerdir.."
Temiz kalpli oblomov'un hikayesi güzel bir sonla bitmeyi hak ediyordu ama biliyorum ki, her zaman mutlu sonla bitmez hikayeler..
Kalbimin bir yerinde hep var olacak bir kitap.
Tüm kalbimle tavsiye ediyorum okumanızı.