Ne li vir im, ne jî li wir…
Artık alıntıları paylaşmayı bıraktım, okuduklarım sadece bende kalsın. Buraya ise sadece ara sıra bir şeyler karalamak için uğrayacağım.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
1000 Kitap yönetimi için okur dediğimiz şey, artık bir kültür öznesi değil, sadece istatistik tablolarındaki birer tıklanma birimi. Platformun bir kütüphane kimliğinden çıkıp, DM ekran görüntülerinin havada uçuştuğu bir ergen itiraf sayfasına dönüşmesine neden ses çıkarmadıkları belli: Trafik. Nitelikli bir kitap analizi on beş dakika vakit ayırıp düşünen üç beş kişi getirirken, lise kantini kıvamındaki dedikodular, flörtleşme dramaları ve kim kime ne yazmış kaosları binlerce etkileşim, yani binlerce reklam gösterimi demek. Yönetim, platformun entelektüel seviyesinin yerlerde sürünmesini gayet bilinçli bir sessizlikle izliyor. Çünkü o sığ kaosun getirdiği reklam geliri, gerçek okurun getireceği prestijden çok daha tatlı geliyor.
Kitaplar sadece bu ticari çarkın dönmesi için kullanılan birer dolgu malzemesi, sahte okurlar ise bu pazar yerinin en sadık müşterileri. Platformun algoritması, derinlikli bir eleştiriyi ödüllendirmek yerine, en ucuz etkileşimi paraya tahvil etmek üzerine kurulu. Kısacası, 1000 Kitap artık bir kültür platformu değil, edebiyat sosuna batırılmış, tıklanma odaklı bir veri ve reklam madeni. Gerçek okurun platformdan soğuması, bu tıklanma tüccarlarının umurunda bile değil; yeter ki o reklam alanları dolsun, yeter ki o sayaçlar çalışsın.
Mirov herî zêde li ser axa xwe dixwaze azad be. Lê carinan welat dibe mîna behrekê û em jî di nav de dibin mîna keştiyên bê fener. Salên me di nav nakokiyan de derbas bûn; me xwest em bi tenê bi zimanê xwe nan bixwazin, stranên xwe bibêjin û zarokên xwe mezin bikin.
Siyaset ji bo me ne tenê gotinên li ser ekranan e, siyaset, jiyana me bi xwe ye. Nanê ser sifra me, navê gundê me û rengê cilên me ye. Dema ku mirov nikaribe bi zimanê dayika xwe daxwazên xwe bîne ziman, dinya ji bo wî dibe zindan. Lê em baş dizanin; rasti bi veşartinê winda nabe. Çawa ku roj her sibeh ji pişt çiyan dertê, heqîqet jî rojekê dê xwe nîşan bide.
Mafê herî mezin ê mirovî, rûmet e. Rûmeta me jî di nasnameya me de veşartî ye. Em ne li dijî kesî ne, em tenê li pey mafê xwe yê hebûnê ne.