Okuduğum ilk Orhan Pamuk kitabı oldu.
Sanki Ahmet Ümit ve Zülfü Livaneli birlikte yazmış gibiydi. Üslup, mesaj aktarma, kurgu vb. Şeylerde benzettiğim yazarlar oldu.
Kitabın bu kadar akıcı olmasını beklemiyordum. Mitolojik olaylardan kurgu çıkarınca genelde ortaya akıcı kitaplar çıkmıyor en azından benim açımdan. Bir yandan efsaneyi anlamaya çalışırken, bir yandan romanın kurgusuna odaklanmak genelde beni yorardı fakat bu kitapta olaylar gayet akıcı ilerledi.
Fakat her ne kadar akıcı ilerlese de her şey çok ani ve öylesine gelip geçti. Hatta bazı yerlerde yok daha neler demekten kendimi alıkoyamadim. Yazar aklına gelen tüm fikirleri sanki aniden ortaya dökmüş gibiydi; Yasak aşk, baba-oğul ilişkisi, mitoloji, aşk, cinsellik, maddi sıkıntılar, İstanbul tarihi, İstanbul sokakları, tiyatro, Komünizm ve Marksizm... Ve daha nice konu.
Çorba gibi bir kitaptı kısaca. İçinde vermek istediği mesajlar her ne kadar hoş olsa da dili daha iyi kullanabilirdi diye düşünüyorum. Aslında vermek istediği mesajın hoş olup olmadığına da emin değilim. Sanki, "oysa herkes öldürür sevdiğini" der gibiydi. Tabi çok da alakalı sayılmaz.
Bu kitap sayesinde Rüstem ve sührab ile Oidipus efsanelerini öğrenmek çok keyifliydi tarihi olaylar hakkında bilgiler barındırması çok hoştu. Aynı zamanda Orhan Pamuk'un kuyu ustalığı ve jeoloji alanlarında da yeterli araştırmalar yaptığını düşünüyorum.
Toplumumuzda hatta dünyada ebeveyn çocuk ilişkilerinin de güzel yorumlandığını düşünsem de yazarın aksine bunun çok da efsanelerle alakalı olduğunu düşünmüyorum.
Anneyle yatmak, oğlu veya babayı öldürmek gibi konuların hatta olayların da gerçek hayatta olması kitabın kurgusunun -maalesef- olan gerçekliği de yüzüme çarptırıldı. Özellikle günümüzde tecavüz gibi iğrenç olayların bu kadar yaygın olması da