“Paula!” diyerek tekrar karısını tuttu. Paula’nın yüzü acı içindeydi. “Hayır!” dedi. “Sana yalan söylemek istemiyorum. Belki ben de korkak olacağım. Kocaları, çocukları kendilerinden sökülüp alınırken milyonlarca kadın da korkaktı — hiçbiri yapması gerekeni yapmadı. Bizler hepimiz sizin korkaklığınızdan zehirlendik. Sen gidersen ben ne yapacağım? Ağlayacağım, inleyeceğim, kiliseye koşup sana hafif bir görev vermeleri için Tanrı’ya yalvaracağım. Ve belki de gitmeyenlerle alay edeceğim, öyle mi? Bu devirde her şey mümkün.”
İnsanlar, insanlar, bana ne insanlardan?” diye bağırdı karısı. “Sen savaşta vurulup düştüğünde ya da eve sakat döndüğünde insanların bana ne faydası olacak? İnsanlar umurumda değil, onların merhametinden, sevgisinden, minnettarlığından bana ne? Ben seni insan olarak, özgür bir insan olarak görmek istiyorum, özgür ve canlı. Özgür olmanı istiyorum, bir insana yaraşır biçimde özgür olmanı istiyorum, ölüme koşan bir asker olarak değil…
Kim bekliyor seni? Esaret ve belki de ölüm, başka hiçbir şey beklemiyor seni. Uyan Ferdinand, hisset lütfen, sen özgürsün, tamamen özgür, hiç kimse seni istemediğin şeylere zorlayamaz, hiç kimse sana emredemez;duyuyor musun, sen özgürsün,özgürsün, özgürsün! Bunu sana bin kez söyleyeceğim, on bin kez söyleyeceğim, her saat, her dakika, özgür olduğunu sen de hissedinceye kadar söyleyeceğim. Sen özgürsün! Sen özgürsün! Sen özgürsün!