“Karşımdakinin ne ölçüde zeki,ne ölçüde aptal,ne ölçüde iyi ya da ne ölçüde kötü olduğunu,o sırada ne düşündüğünü öğrenmek istediğimde yüzüme elimden geldiğince onunkine benzer bir ifade oturtmaya çalışıyorum,sonra zihnimde ya da kalbimde bu ifadeyle uyumlu,onunla örtüşen ne tür düşünceler ya da duygular uyanacağını bekliyor ve bunları çözmeye çalışıyorum.”
Örneğin,sıradan bir okuyucu tavlada peş peşe iki kez düşeş atılmışsa atılan üçüncü zarın düşeş gelmeyeceğine,birçok nedeni olduğuna inandırıp onu bu konuda en büyük bahse girmeye ikna etmek kadar zor bir şey yoktur.İnsan zekâsı böyle bir öneriyi hemen yadsır.İlk iki atış tamamlanmış ve artık tamamen Geçmiş’te kalmıştır,Gelecek’te var olacak bir zar atışı üzerinde herhangi bir etkiye sahip olabileceği düşünülmez.Düşeş gelme olasılığı daha önce herhangi bir zamanda olduğu kadardır. -başka bir deyişle,bu olasılığın gerçekleşme olasılığı,yalnızca zarların herhangi bir atılışlarındaki belirleyici etkenlere tabi olduğu orandadır.Ve bu o kadar aşikar bir düşüncedir ki onu çürütme girişimleri çoğunlukla saygı ve dikkatle dinleneceği yerde alaycı bir gülümsemeyle karşılanır.Burada söz konusu olan hatayı - şeytanı akla getiren çok büyük hatayı- bana ayrılan sınırlar içerisinde açıklığa kavuşturmuş olma numarası yapamayacağım,felsefi açıdan bakıldığında bu hata zaten açıklama gerektirmeyecek kadar ortadadır.Belki de bu noktada şu kadarını söylemem yeterli: Gerçeği ayrıntılarda arama eğilimindeki Aklın izlediği yolda bu,yalnızca ortaya çıkan sonsuz sayıdaki yanlışlar dizisinin öğelerinden biri olacaktır.