Toplumsal dokunun yavaş yavaş çürümesine sessiz kalmak, diğer yandan da cemaatçiliğin tuzaklarla dolu mantığına girmek istemiyorsak, nüfus içinde mevcut çok sayıda duyarlılığı dikkate almaya gayret etmek gerekir; böylece her yurttaş yaşadığı toplumla, onun toplumsal sistemiyle ve kurumlarıyla özdeşleşebilir.
Eğer farklı ulusların ve tek tanrıcı dinlerin
mensupları dünyanın bu bölgesinde birlikte yaşamaya devam etseler ve yazgılarını uzlaştırmayı başarsalardı, tüm insanlık ahenk
içinde bir arada yaşama ve refah konusunda ilham alabileceği yolunu aydınlatacak anlamlı bir model bulmuş olacaktı. Ne yazık
ki bunun tam tersi cereyan etti, nefret ağır bastı, birlikte yaşama konusundaki yetersizlik kural haline geldi.
"Yalnızca olan şeyleri bilir insanlar.
Geleceği tüm ışıkların sahipleri bilir.
o yalnız ve mutlak olan Tanrılar.
Bilgeler de sezerler olacakları.
Tehlike işareti verirler bazen
derin bir düşünce anında kulak zarları.
Yaklaşan olayların gizli uğultusu ulaşır onlara
Saygıyla dikkat kesilirler o zaman. Oysa
dışarda halklar hiçbir şey duymaz sokakta."