Birisini sevmek yalnız güçlü bir duyguya kapılmak değildir; bir karardır, bir yargıdır, bir söz vermedir. Sevgi yalnızca duygudan oluşsaydı birbirini ölünceye dek sevmek için söz vermek gerekmezdi. Duygular gelip geçicidir. Eyleme yargı ve karar karışmamışsa o duygunun ölünceye dek süreceğini nasıl bilebiliriz?
Cinsel sevgi bir tek kişiye yönelse de, o kişide bütün insanlığı, canlı olan her şeyi sever. Bu sevgi şu anlamda bir tek kişiye yönelmiştir: Tam ve doyurucu olarak ancak bir tek kişiyle birleşebilirim.
Birbirine "aşık" olan iki insanın başkalarına karşı sevgi duymadıklarını sık sık görürüz. Bunların sevgisi aslında iki kişilik bir bencilliktir; bu iki kişi kendilerini sevgilileriyle bir sayar, yalnızlık sorununu tek bireyi iki kişiye yayarak çözmeye çalışırlar.
Sevgi, cinsel birleşme isteği doğurabilir; bu yolla doğan fiziksel birleşmede açlık duygusu, fethetme ya da edilme isteği değil, şefkat vardır. Fiziksel birleşme isteği sevgiden doğmamışsa, hiçbir zaman vahşi bir birleşme olmaktan öteye geçemez. Cinsel çekme o an için birleşiliyormuş sanısını uyandırır; ama bu sevgisiz "birleşme" sonunda, birbirine eskiden olduğu ölçüde yabancı iki insan kalır ortada; bu iki insan bazan birbirlerinden utanır, giderek nefret bile ederler; çünkü büyü bozulunca yabancılıklarını eskisinden daha yoğun olarak duyarlar.
Hayatınız nerede biterse, orada tamam olmuştur. Hayatın değeri uzun yaşanmasında değil, iyi yaşanmasındadır: Öyle uzun yaşamışlar var ki, pek az yaşamışlardır. Şunu anlamakta geç kalmayın: Doya doya yaşamak yılların çokluğuna değil, sizin gücünüze bağlıdır.