Bu ana kadar şahit olduğumuz numunelere bakınca 'hak'kı kuvvetin doğurduğu anlaşılıyor. Kuvvetli olan haklı oluyor. O derecede ki acizlere, zayıflara hakkı en kuvvetli olan dağıtıyor. Kuvvetlinin görüşü hak oluyor. Bir zayıf kuvvetlinin görüşünü hak olarak kabul etmek mecburiyetinde bulundukça hürriyet, adalet yerleşmiş olmaz.
Hayat, hayatı yiyerek, yok ederek var olmaya devam ediyor. Biz yaşamak için diğer hayatları onlarla beslemekle, onları hazmetmekle kendimize dönüştürüyoruz. Diğer hayatlar da aynı gayretle bizi yutmaya uğraşıyorlar.
- Dünyaya kuyruklu yıldız çarpacakmış.
Emine Hanım ''Tü tü'' diye birkaç defa yakasına tükürerek heyecanını defetmeye uğraştıktan sonra:
- Aman ben de korkacak bir şey zannettim. Ne kadar telaşçısın kardeş... Çarpacaksa çarpsın... Ne var? Kapımı kapar, evceğizimde otururum.
Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'a dönen Ömer Naci, kendisine teklif edilen bütün mevki ve makamları reddetmişti. Dünyada kötülüğün ve zalim hükümdarların hala bulunduğuna inandığından vicdanı rahat etmemişti.