İnsan da, bu dünyaya ezel âleminden, yâni Hakk'a yakınlık dergåhından imtihan olarak sürgün edilmiştir. Dolayısıyla Hak'tan ayrı düştüğü için ruhu muzdariptir. İnsan, kâmil olduğu ölçüde șu gurbet diyarında, acılar, hastalıklar, belâlar içinde çırpındıkça, rûhlar alemindeki mutluluk ve huzurunun hasretiyle yanıp tutuşacaktır. Böylece bedenen olmasa da, rûhen yabancı olduğu ve sürgün gibi yaşadığı bu fânî ikametgâha aldanmadan, vuslat âlemine doğru kanat çırpmanın gayret ve iştiyakıyla bir ömür sesli-sessiz feryâd içinde olacaktır.
Konuşan kalptir, dil sanki kalbin tercümânıdır. İfâdeler, âdeta yanık bir ney nağmesidir. Dinleyense onu üfleyen bir neyzen... O neyi üfleyen acemiyse, o meclis hazan mevsimine girmiş bir gül bahçesine benzer.
Allâh için gerçek dostluk, bedenleri ayrı olan iki varlığın bir kalpte yaşamasıdır. Diğer bir ifâde ile dostların, birbirini yıkayan iki el hâline gelmesidir. Tıpkı muhâcir ve ensar gibi…