Esad

Puan vermedi·95 syf.··
2023 18. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 11 Mart 2023 18:37
Tolstoy’un çocukluğundan başlayan, yaşamını ve bu yaşamın içindeki amacı, körü körüne inanılan değerleri ve inançları sorguladığı düşünce kitabıdır. Hayatının büyük bir dönemini arayış içinde geçirmiş olan yazar, önünde ölüm gibi bir gerçeklik olması ve bu ölümün ne için olduğunu düşünmesi hayatı sorgulamasına sebep olur. Yaşadığı hayatın anlamsızlığı, tatmin olamama duygusu, hayatın acı ve kötülüğe sürükleyen yönü, yazarımızı hayattan zevk alamayacak bir boşluğa düşürür. Yaşamın amacını anlama yolunda bir çok alanda araştırmalar yapar ve sonucunda aldığı cevapların hiç birinden tatmin olmaz. Düştüğü durumun içinden çıkılmaz olması, sorduğu soruların kendisinde değil sorulara verilen cevapların yetersizliğinde olduğunu anlar. Bu arayışın ve soruların sonucu olarak tek çıkar yolu intihar olarak görmeye başlar. Ölümü kabullenmiştir ama ne için? İnsan ne için yaşar ve hangi amaca hizmet eder? Tesadüf eseri oluşan bir varlık mıyız yoksa bir amaç uğruna mı varız? Düşündükçe, araştırdıkça işin içinden çıkamadığı bu soruların cevabını insanın bir inanca tutunmasında bulur. Düşünce olarak insanın bir şeye inanmadan yaşayamayacağını, her zaman tutunacak bir dal bulduğu sonucuna varır. İnsanın inanmak üstüne varolan bir varlık olduğunu; tersi durumunda anlamsız bir hayat süreceğini, boşlukta yaşayacağını ve bu boşluğun sonunu getireceğini çünkü yaşamın anlamsızlığı içinde kaybolacağını savunur. “İnanç varoluşun gücüdür.”
Edebiyat
İtiraflarımLev Tolstoy · Venedik Yayınları · 201829,3bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·90 syf.··
2022 39. kitabı
Bir İdam Mahkûmunun Son Günü, bir hapishanede hayatının son altı haftasını geçiren bir idam mahkûmunun korku ve acılarının öyküsüdür. Ne adını, ne de işlediği cinayeti bilmediğimiz bu mahkûm, Bicêtre hapishanesinde yaşadığı, yaptığı ve gördüğü şeylerden okuyucuyu haberdar eder. Roman böylece onun hapishane müşahedelerinin öyküsü olur adeta. Bir İdam Mahkûmunun Son Günü’nde Victor Hugo’nun Restorasyon döneminin ceza sistemini okuyucuya eleştirel bir şekilde gösterir.     Hikâyeden anlıyoruz ki, idam cezası sadece giyotinden ve darağacından ibaret değildir ve ölüm sadece ölüm değildir şüphesiz. Adını ve suçunu bilmediğimiz mahkûm, infazını bekleyene kadar sayısız kere ölür. Son altı haftasının her günü ruhunda büyük bir ıstırap çeker. Hikâyede geçen bu idam cezası, bir insanın ölümüdür; bir insanla beraber bir ailenin ölümüdür. Hayallerin, fikirlerin ve adaletin ölümüdür.     Adaletin olmadığı yerde her idam cezası, haksız bir cinayete gebedir. İnsanlığın bağrında açılan bir yaradır. Batı, sadece kendi ile kalmayıp bu yarayı bütün insanlığın bağrında açmıştır. Hugo bu hikâyesinde Batı’nın ceza anlayışını gösterir.       Bu kitap, bir idam mahkumunun ölümünden önce, Batı'da vicdanın, merhametin ve insanlığın nasıl öldüğünü anlatır. Aynı zamanda Batı’nın hiçbir zaman kana doymadığını belirtir Hugo: “Gerçekten de toplumu budamak, dallarını koparıp, kellesini uçurmak için gelen devrimlerin insan kanına doyduklarına nadir rastlanır, ölüm cezası ellerinden bırakamadıkları bir bıçaktır.”     Batı, sadece kabuk değiştirdi, özünde hep aynıydı, hep kötüydü aslında… Şöyle der Hugo: “ Uygarlık birbirini izleyen bir dizi dönüşümden başka bir şey değildir.”     Bu dönüşüm yılanın kabuğunu değiştirmesi gibidir. Her değişimde deri daha da güzelleşir, daha da parlar ama öz aynı kalır.
Düşünce
Bir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2026152,4bin okunma
Puan vermedi·344 syf.··
2022 63. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 10 Kasım 2022 00:10
 1- Şüphecilik Bahsi Peyami Safa şüphecilikten bahis açıyor: -İstihzası olmayan, hâdiseleri alaya almayan adam ne kadar kuru ve yavansa, şüpheciliği olmayan da o kadar eksik ve kısır… İki tekerlekli bir arabanın tek tekerleği üzerinde yol almaya kalkması gibi bir şey… Ben her şeyden şüphe ederim; bana anlatılan, öğretilen, gösterilen, bildirilen her şeyden… Genç Şair: -Meselâ?.. -Meselâ senin Paris’e gidip geldiğinden… Başta sen, bence bütün insanlar (mitoman-yalan hastası)dır. Sığamadıkları bir dünyayı yalanla genişletmek isterler ve yalanlarına önce kendileri inanırlar… Sen Paris’e gidip geldin mi sahiden? -Gittim ama, gördüğüm Paris miydi, ben de ondan şüphe ediyorum. -Bravo! Seninki benimkini aşıyor. -Ben şüpheci değilim. Senin gibi müşahhas plân şüpheleri üzerinde kalmıyorum. Ben eminim. -Neden eminsin? -Gördüğüm şeyin o olmadığından… -Demek sende mücerret fikir burguları hep işliyor. -Hep öyle, hep öyle!.. (s.65) 2- Erkek ve Kadın Bahsi Genç Şair, Fikret Âdil’in bohem karargâhında, Peyami Safa’nın evinde, Çallı İbrahim’in Güzel Sanatlar Akademisine bitişik dairesinde, lokantada, barda, gazete idarehanesinde kadın görüşünü şöyle anlatmaya başladı: -Kadın, bütün bir problemdir; ince bir mesele, bir davâ… Kadın ve erkek birbiriyle sevgi ve fedakârlık tezahürleri içinde devamlı bir harp, gizli bir mücadele halindedirler. Bu harbin strateji ve taktik hususilikleri, ruh kanunları yönünden en büyük harplerdekinden daha girift, dolambaçlı ve çetin… Şahsiyetini bir manto gibi kadınına giydiremeyen erkekse daima mağlup… Bu bakımdan erkekte kadına hakimiyet fizik ve fizyolojik kudretinin çok üstünde bir şey, bir kafa ve ruh unsurudur. Kadını kafanız ve ruhunuzla kafasından ve ruhundan yakalayacaksınız. Fizik ve fizyolojik kuvvetiniz de işte bu kudrete refakat
Düşünce
BâbıâliNecip Fazıl Kısakürek · Büyük Doğu Yayınları · 20171,125 okunma