Kadının “namusu” üzerinden meşrulaştırılan bir cinayet var ortada ve kimse bunu sorgulamıyor. Açıkçası bu durum bana toplumsal düzenin nasıl kadın bedeni üzerinden kurulduğunu düşündürdü.
Angela Vicario’nun yaşadıkları çok çarpıcı. Bir kadının hayatı, başkalarının koyduğu kurallar yüzünden tamamen değişiyor. Erkeklerin karar verdiği bir düzende, sonuçlarına da yine herkes katlanıyor ama en ağır yükü kadınlar taşıyor.
Kısa ama etkisi uzun süren bir kitap bence. Hem akıcı hem de düşündürücü. Özellikle toplumsal baskı ve “namus” kavramı üzerine kafa yormak isteyenler için kesinlikle okunmalı.
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,3bin okunma
Virginia Woolf’un Kendine Ait Bir Oda’sını okurken en çok hissettiğim şey şu oldu: kadınların yazabilmesi için bile önce var olabilmesi gerekiyor. Kitap sadece edebiyat üzerine değil, aslında kadınların tarih boyunca nasıl susturulduğuna dair de çok net bir anlatı sunuyor. Woolf’un “kadınların para ve kendine ait bir odaya ihtiyacı vardır” fikri basit gibi görünse de, altı o kadar dolu ki insan durup düşünmeden edemiyor.
Bence en vurucu tarafı, kadınların yeteneksiz olduğu düşüncesini değil, fırsatsız bırakıldıkları gerçeğini yüzümüze çarpmasıydı. Erkek egemen bir dünyada kadınların yazamamasını doğal görmek yerine, bunun sistematik bir engelleme olduğunu anlatıyor. Bu açıdan bayağı farkındalık yaratan bir kitap.
Ben okurken yer yer sinirlendim, yer yer de hayran kaldım. Özellikle kadınların kendi hikâyelerini yazamadığı bir dünyada, Woolf’un böyle bir metin ortaya koyması bile başlı başına güçlü bir duruş.
Kısacası, sadece edebi bir eser değil; aynı zamanda feminist bir manifesto gibi. Okunmalı bence.