Kitap; kaybolan kızlarının peşinde bir aile ve ailenin gazeteci oğlu Can 'ın şairlerle yaptığı söyleşilerden yola çıkarak kurulmuş birbirinden bağımsız hikayelerden oluşuyor. Can' ın şairlere karşı bir hayranlık ve merakı var. Bir elmayı ısırdıktan sonra ağızlarını yenleri ile silip silmediklerini, bir kış günü sevgilileri boslukta yüzen turuncu sarmallardan bahsettiğinde bir sey anlayıp anlamadıklarını , evdeki boş kavanozları gazete kagitlarina sarıp annelerine götürüp görmediklerini ... Boyle tuhaf seyleri merak ediyor.Şairlerin doğrudan hayat hikayelerini anlattırmak yerine acıları, yoklukları ve yaşadığı tecrübelerini gündelik konuşmalar yaparak ve bunları hikayelere dönüştürerek aktarmış. Her hikayenin sonunda şairlerin şiir anlayışının dile getirildigi bir poetika bölümü var. Bu bölümün amacının okuru ,şiirin karşısına cikarken öngörüyle çıkmasını sağlamak oldugu belirtilmiş.
En çok ilgimi çeken insanların şiirde, kaybettiğini aradığını anlattığı bölümlerdi. Söyleşilerden ziyade geçmişe (Can'ın çocukluğuna) ve günümüze gidip geldigi ,19 yaşında evi terk eden ki bir şairle kaçtığını
düşündükleri ablası Meral'i şiirlerin, edebiyat dergilerinin içinde ailecek aradıkları kisimlari merakla okudum.Annesinin edebiyat dergilerini sürekli okuyup meral ve birlikte kaçtıkları şairden ip uçları araması ve Can ın bunu " Bir gün bana kaybettiğim şeyi şiirde bulabileceğimi söyleseler ona hemen inanırım ve o şiire dogru yola çıkarım " şeklinde tanımlaması en etkilendiğim bölümler oldu. Kitap bir sairler geçiti olsada dedigim gibi beni asıl etkileyen öncelikle Can'ın ve ailesinin Meral'i her şiirde araması, aslında insanların yazdıklarının ya da şair olma sebeplerinin mütevazı hayatlarındaki beklenmedik tecrübelerinin sonucu