Waris Dirie – Çöl Çiçeği, Kitap Somalili bir modelin,aynı zamanda bir yazar, aktivist ve oyuncunun gerçek hayat hikâyesini anlatıyor.
Waris Dirie’nin çocukluğu Somali çöllerinde başlıyor.Kitabı okurken birçok bölümü adeta bir sinema filmi izler gibi okuyorsunuz. Fakat asıl sarsıcı olan, anlatılanların kurgu değil o coğrafyada yaşayan insanların günlük hayatı olması. Özellikle de kadınların ve ne yazık ki kız çocuklarının…
Kitabın en ağır bölümlerinden biri kadın sünneti gerçeği.
5-6 yaş gibi çok küçük yaşlarda, hiçbir hijyenik koşul olmadan, gelenek adı altında uygulanan bu süreç “kadınlığa geçiş” olarak kabul ediliyor. Okurken bile insanın içi çekiliyor. Daha da ürkütücü olan, çocukların ne yaşayacaklarını bilmedikleri için bunu isteyerek kabul etmeleri… Sonrasında ise iş işten geçmiş oluyor.
Bir diğer trajedi ise, sünnet olmamış kadınların o bölgede “kadın” olarak görülmemesi.
Bu bir karşılaştırma değil bu, insanlık adına sorgulanması gereken bir gerçeklik.
Kitap boyunca şunu düşündüm,
Bazı zihniyetler için yaşın,masumiyetin ya da coğrafyanın bir önemi yok. Küçücük bir kız çocuğuna bile yalnızca beden üzerinden yaklaşabilen, kendini “insan” olarak tanımlayan bir anlayış… Bunun cinsiyetle değil, tamamen vicdan, karakter ve insanlıkla ilgili olduğuna inanıyorum.
Tüm bu karanlığın içinde kitap, hayalleri elinden alınmış bir çocuğun hangi bedelleri ödeyerek hayallerine nasıl ulaştığını anlatıyor.
Waris Dirie’nin çölden başlayıp dünya sahnelerine uzanan yolculuğu, insanın içini burkarak ama umutla okunan bir hikâye.
Gerçek bir hikâye olması, kitabın sonunu çok daha anlamlı kılıyor.Bunca zorluğun ardından hayatta kalabilmek, sesini duyurabilmek ve başkaları için mücadele eden bir aktiviste dönüşebilmek… Bu belki de yaşanan onca acının dünyada bir karşılık
Çöl ÇiçeğiWaris Dirie · Bilge Kültür Sanat Yayınları · 201411,6bin okunma
Dehr Hayati Sır ~ 07
Bir oturuşta okunabilecek kadar kısa;
ama punto o kadar küçük ki okurken yakın gözlükler ciddi anlamda işe yarıyor
İnce görünen ama zihnen ağır bir kitap.
Ne anlatıyor?
Yeni dünya düzenine dair, öğrenmekten pek de hoşlanmayacağımız gerçekleri net ve filtresiz bir dille önümüze koyuyor.
Hepimizin bildiği gibi hayat bu şekilde sonsuza kadar devam etmiyor; bir başlangıcı olduğu gibi bir bitişi de var. Kitap bunu kısa ama etkili bir aktarım ile yapıyor.
Dijital çağ & insanlık
İnsan neslinin kendi kendini tüketme sürecini, “yapay zekâ tehdidi” başlığı altında ama çok daha derin bir perspektifle ele alıyor.
Neyi, neden yaptığımızı; sonuçların nereye evrildiğini herkesin anlayabileceği bir dilde anlatıyor.
Küçük bir uyarı:
Okurken keyfiniz biraz kaçabilir. Gerçeklerle yüzleşmek her zaman kolay değil; özellikle de burada anlatılanlar, yüzleşmek isteyeceğimiz türden gerçekler değilse…
Kitabın diliyle özetlersek:
Yaşadığımız dijital çağda, bizden gibi görünüp bizden olmayanları anlamak isteyenler için düşündürücü bir okuma.
Hayati SırDehr
“Ölmek İstiyorum Ama Tteokbokki de Yemek İstiyorum” – Baek Sehee
Bu kitabı kızımın önerisiyle aldım. Kitaplığında yer alan kitaplardan biriydi. İtiraf edeyim ismi çok dikkat çekici olduğu için merak ettim ama içerik konusunda biraz önyargılıydım. Okuduğumda ise bu önyargının yersiz olduğunu fark ettim.
Baek Sehee, kişisel depresyon deneyimini psikiyatristiyle yaptığı seanslar üzerinden anlatıyor.
Dili sade, akıcı ve yormayan bir anlatımı var. Kurgu okur gibi değil, sanki birinin hayatına sessizce tanıklık ediyormuşsunuz hissi veriyor.
Kitap
• Depresyonun insan hayatındaki etkilerini,
• Geçmişin bugünü nasıl şekillendirdiğini,
• Aile faktörünün önemini,
• “İyi” görünsek bile iç dünyamızın bambaşka olabileceğini çok yalın bir şekilde ele alıyor.
Okuma sonrası Kore kültürüne dair merakım arttı. Kitabın ismine ilham veren Tteokbokki bile bu yolculuğun küçük ama sembolik bir parçası gibi kaldı aklımda. Baek Se-hee Pirinç keki olarak geçen Tteokbokki Kore de sevilen bir yemek.
Ancak kitabı bitirdikten sonra öğrendiğim bir bilgi, metni zihnimde daha da derinleştirdi.
Yazar Baek Sehee’nin, 2025 yılı ekim ayında henüz 35 yaşında hayatını kaybetmiş olması…
Uzun yıllar süren de bir “distimi (süreğen depresyon)” ile de mücadele ettiği yazılmış.Ölüm nedenine dair net bir bilgide yayınlanmamış.
Bunu öğrenince, satırların ağırlığı ve samimiyeti çok daha anlam kazandı.
Yormayan ama düşündüren, kısa sürede bitirilebilecek, özellikle pazar okumaları için önerilebilecek bir kitap.
Hayatın ne kadar kırılgan ve öngörülemez olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
“Hayat her zaman istediğimiz gibi akmıyor belki de mesele onu kontrol etmek değil, olup biteni fark ederek yaşamayı öğrenmek.”
tavsiye edilir.
Şiddetsiz İletişim | Marshall B. Rosenberg
Bu kitabı okuduğunuzda şunu çok net fark ediyorsunuz:
Biz aslında birbirimizle duygularımızla değil, duygularımızın sonuçlarıyla konuşuyoruz.
“Beni önemsemiyorsun”
“Konuşurken başka yere baktığını görmek, dinlenmediğimi hissettiriyor ve bu da beni değersiz hissettiriyor.”
“Sana çok kızgınım”
“Bu işi zamanında bitireceğini düşünerek vermiştim, yanıldığımı görmek beni hayal kırıklığına uğrattı.”
Rosenberg, şiddetsiz iletişimi;
Gözlem – Duygu – İhtiyaç – Rica adımlarıyla anlatıyor.
Yani suçlamadan, etiketlemeden, yargılamadan…
Sadece olanı, hissettiğimizi ve ihtiyacımızı ifade edebilmek.
Kitap bittiğinde insan bir durup düşünüyor:
“Benim hayatım da hep böyle geçmiş…”
Biraz insanın kendi duygularıyla yüzleşmesi gibi.
Bir diğer çarpıcı nokta ise şu:
Duygularımızı tanımlamakta kelime dağarcığımız çok sınırlı.
Yeni nesilde emojilerle anlatmaya çalıştığımız şeyler aslında söyleyemediklerimiz mi?
Bu iletişim eksikliği, birbirimizi anlayamama hali…
Toplumun genel ruh haline bakınca hiç de uzak bir ihtimal değil.
Bu kitap bana şunu hatırlattı:
İletişim öğrenilebilir
Geliştirilebilir
Ve bu çok umut verici
Şiddetsiz İletişimMarshall B. Rosenberg · Remzi Kitabevi · 20202,326 okunma
İnsan zor zamanlarında her şeyi daha iyi anlıyor…
İnsanları, kalabalıklar içindeki yalnızlığı, kimsesizliğin ne kadar ağır bir yük olduğunu.
Ve şunu fark ediyor Bu dünyada zor zamanın uğramadığı bir yürek yok.
Kürk Mantolu Madonna’da Raif Efendi tam da bu hâlin insanı.
Sessiz, içine kapanık, herkes için “önemsiz” ama kendi kalbinin derinliğinde koca bir dünya taşıyan biri.
Kalabalıklar içinde yalnız, her işi yapan ama kıymeti bilinmeyen, kırık bir gönül…
Raif Efendi’nin çaresizliği, hayata tutunmaya çalışırken görünmez oluşu insanın içini acıtıyor.
Kitaba başlamadan önce “Raif Efendi’den Kürk Mantolu Madonna’ya nasıl geçecek?” diye düşünüyorsunuz.
Okudukça anlıyorsunuz ki bu hayatta “olmaz” dediğimiz neler neler oluyor…
Bir karşılaşma, bir bakış, bir his; insanın bütün kaderini değiştirebiliyor.
Yıllar önce alıp yeni okuduğum bir kitaptı.
Demek ki beklemesinin bir nedeni varmış…
Daha küçük yaşta okusaydım bu duyguların çoğunu alamazdım.
Bazı kitaplar da bazı insanlar gibi: Zamanı gelince anlam kazanıyor.
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali