Mesela Özbekistan'a ilk gidişimizde 1980 yılında bir akşamüstü sokakta karşılaştığımız ve berber olduğunu öğrendiğimiz bir yaşlı Özbek, Ali Yürük'e ve bana aynen şöyle söyledi: "Sizi görmek, benim için cennete girmek gibi bir şey. Şu andaki memnuniyetimi ifade eden acizim. Çünkü biz de Türk'üz. Buralarda birbirimizden uzak kaldık. Allah'a şükür olsun ki ölmeden Türkiye'den gelen iki Türk kardeşimi gördüm! "
"Oğuzlu'yu denize ulaştır derim...Oğuzlu'nun göğsü bağrı açık olmalı. Oğuzlu göğsü bağrı açık düşünmeli derim...Ne demeye gelir?..Dur Alparslan'ım ben derim. Bu şu demeye gelir ki deniz sonsuzdur. Buraları gibi kapalı kutu değildir. Kapalı kutuda boğma Selçuklu'yu ...Kapalı kutuda ne yetişir ki. ..Üstüne kilit vurdun mu hapissin ,denize kilit vur bakalım hadi. ..göğe kilit vur. .. "
"Selçuklu'nun ya sonu ya kurtuluş günü geldi çattı.Ne olacaksa,şimdi burada varacağımız karardan sonra olacak. Ben derim ki Gazneli kudurmuş kurda döndü derim, kudurmuş kurdun dişleri sivri, nereyi ısıracağı, nereden vurup et koparacağı belli olmaz derim. Yine ben derim ki,bu Gazneli, Selçuklu'nun kökü kurumazsa kendi kökünün kuruyacağını bildiğinden azgın bir at olmuştur derim. Azgın bir atın da önünde durulur ne ardında durulur."