Jose Saramago 1998'de Nobel Edebiyat ödülü almış. Yazarın en çok bilinen ve okunan, her platformda sıklıkla söz edilen ve tavsiye edilen kitabı ise tartışmasız 'Körlük' kitabı. Ben de çok merak ettim, gerçekten sabırsızlıkla aldım, ama okuma programımı değiştirmek de istemediğim için kitaplığımda günlerce, aylarca birbirimize baktık. Nihayet gün geldi çattı, elime aldım ve okumaya başladım. Güzel de başladı, konu beni hemen içine çekti, fakat ilerlerken bişey beni hafif hafif itmeye, sıkmaya başladı.
Kitap bittiğinde biraz düşündüm, günler geçti ben hala düşünüyorum, düşünmeye devam ediyorum ve size bu incelemeyi yazma ihtiyacını hissediyorum kıvranarak. Tüm samimiyetimle de yazmaya çalışıyorum, bundan emin olun lütfen. Kitabın konusu ilginç, farklı, hatta orjinal. Distopik tarzda yazılan bu roman, insanlığa nerdeyse toptan bir eleştiri amacını edinmiş. Yazar, insanların insanlığı unutmasını körlükle metafor yaparak öyle güzel anlatmış ki, mesajı distopik tarzıyla adeta anahtar kilit modeli gibi uymuş. Olay akışında anlattığı hikâyeler de insan zihninde bire bir canlanıyor. Kitabın mesajını bariz bir şekilde alıyorsunuz, istemeseniz bile o mesaj sayfalarla beraber sizin zihninizde seyahate çıkıyor.
Lakin bir şey zihnimi adeta tırmaladı. Hani, duvara ya da sert bir nesneye bir çiviyi kazırken çirkin, rahatsız edici bir ses çıkar da kulaklarınızı tırmalar ya, işte öyle bir tırmalama zihnimi alt üst etti. Neydi bu zihnimi tırmalayan şey şimdi?
Öncelikle böyle her yerde tavsiye edilen, övülen ve herkesin bu tavsiyeye sayılarla destek olmak istediği eserin benim beklenti eşiğimi ziyadesiyle yükselttiğini farkettim. İlk eksiyi kendi haneme yazmak istedim. Lakin zihnimdeki tırmalama sesi bu kadarcık değildi ki. Tırmalamanın şiddeti daha yüksekti anladığım. Devam ettim ve