— Herhalde bu inatlaşacak kadar ehemmiyetli bir şey değil, bana öyle gelir ki evli olsam da tütünüm şikâyet konusu olsa...Elimden cigarayı,cebimden paketi, kendimden de bu uğursuz alışkanlığı seve seve defederdim...
— Ne güzel fikir, yalnız bir kusuru var ki yapılması mümkün değil...
—Azıcık fedakârlığa katlanmayınca hiçbir şeyi yapmak mümkün değildir.
(Necip'in sözleri her kadının duymak isteyeceği cinsten sözler...^^ Ama ne yazık ki uzaktan konuşuyor Necip, yaşamadan görmeden..)
16 yaşımda okumuştum İklimleri..Ne olağanüstü bir aşk diye düşünmüş, uzun süre hayranlıkla izlemiştim kitabı.
Şimdi tekrar okuma gereği duydum.
16’mda altını çizdiklerim ile şimdi altını çizdiklerim arasında öyle derin bir uçurum var ki, insan şaşıyor doğrusu...
Şimdi aşk göremiyorum bu kitabın sayfalarında.
İnsanın benliğinin apaçık, çırılçıplak bir portresini seyretmişim gibi geliyor daha çok.
Farklı nedenlerle ortaya çıkan, bizi avucunun içine alıp sıkıştıran bazı duyguları açıklanamaz bir coşkuyla aşk diye adlandırıyoruz.
Çok hevesliyiz herhalde aşık olmaya...
Ama hayır, bu kitapta aşk yoktu.
Okuyan birçok insan bu söylediğimi kabul etmeyecektir.
O hâlde birkaç defa daha okuması gerektiğini söylemeliyim onlara.
Çünkü bu kitapta, insanın kendisine verdiği değerler ölçüsünde birini sevebilme kabiliyeti anlatılıyordu.
İhtiyaç duyulan bir bedene nasıl ölürcesine bağlanılabileceğini gösteriyordu yazar, benim fikrimce.
Belki de insan denen yaratığın, sürekli halde avcı olma isteğini gözümüze sokuyordu.
Ama hayır... aşk yoktu.
Bundan emindim bu sefer okuduğumda.
16 yaşında, o genç kızın hayranlıkla üstüne hayaller kurduğu aşk artık burada değildi.