Allah ihsan eder,fakat sevmeyebilir. Hatta belki de ihsan(zenginlik,şöhret), bu iyiliğe muhatap
olan kimsenin yavaş yavaş helak olmasına sebep bile olabilir.
İşte bu,tam bir aldanmayın.
Bunun içindir ki basiret sahipleri,dünya kendilerine yöneldiğinde hüzünlenirler.
Mücâhidler gözlerdeki ışıltının kaybolmasına çalışmaz.
Onlar bu dünyada yaşar, diğer insanlardan kaçmaz, samimi bir kalple yola çıkarlar. Onları sık sık korku kaplar. Her
zaman doğru olan şeyi yapamayabilirler. Bazen önemsiz
şeylerden acı çekebilirler, bazen dar görüşlü ve anlamsız
olabilirler ve bazen gelişemeyeceklerini düşünebilirler. Sık
sık, kendilerinin merhamete layık olmadıklarını ve harika
olmadıklarını düşünürler.
Uykusuz geceler geçirirler ve yanlış bir şey yapmaktan muzdarip olurlar. Ama Mücâhid daima dualarda sakinlik ve güç bulmaya çalışır.
Bir Mücâhid haksızlığa uğradığı zaman, yalnız kalmaya
çalışır ki hiç kimse onun acı çektiğini görmesin. Bu, hem iyi,
hem kötüdür. Çünkü bir yandan kalbinizin, açılan yaraları
kendi kendine iyileştirmesine izin verirsiniz, bir yandan da
tüm günü derin düşüncelerle geçirirsiniz ve güçsüzlüğünüzü
başkalarına belli etmekten korkarsınız. Fakat böyle bir şey
olduğunda, Mücâhid kendini sessizce tecrid eder ve sözlerle
enerjisini harcamaz, çünkü sözleri hiçbir işe yaramayabilir.
Gücünüzü direniş için saklamak, sabrı kuşanmak, Allah celle
celâluhu'nun sizin haksız yere acı çektiğinizi gördüğünü ve
böylece sizi imtihan ettiğini unutmamak çok daha iyidir.
Evrenin Ruhu,bir düşü gerçekleştirmeden önce yol boyunca öğrenilen her şeye değer biçer. Bize karşı kötü duygular beslediği için böyle davranmaz.Düşümüzü gerçekleştirmemizin yanı sıra ona doğru ilerlerken aldığımız dersleri de iyice öğrenmemizi ister ama insanların çoğunluğu işte bu anda vazgeçerler.Çölün dilinde biz bu durumu şöyle tanımlarız: vahanın palmiyeleri ufukta görünmüşken susuzluktan ölmek.
Bilgiler ,doğal dünyanın cennetin bir görüntüsünden ve bir suretinden başka bir şey olmadığını anladılar. Tek gerçek şudur ki var olan bu dünya bundan daha mükemmel bir dünyanın var olduğunun güvencesidir. Tanrı bu dünyayı, insanlar görülen nesneler aracılığıyla manevi öğretiler ile bilginin mucizelerini anlayabilsinler diye yarattı. Ben buna eylem diyorum.