Dünyada birçok idareci var. Birinci Dünya Savaşı'nı yürüten büyük liderler, komutanlar içinde çok azı kalıcı olabilmiştir. Hepsi kariyerleri itibariyle sonradan tartışılmıştır. Bazıları ise ters işler yapmış, Birinci Dünya Savaşı'ndaki kariyerlerine kendileri çamur sıçratmışlardır. Bütün bu kalabalığın içinde sivrilen, temiz bir şekilde ortada kalanlar Türkiye'deki cumhuriyeti kuran insanlardır. Böyle bir yakın tarihe malik olduğumuz için onlara şükran duymalıyız.
Biz paraları az olsa da onurlu babaların çocuklarıyız. Gösterdikleri yollarla bize iyi kapılar açtılar. Açtıkları yolda gidemiyorsak bu kendi kabahatimizidir.
-Yenik düşmüştük bikez... Yenik düşenleri rakamların gerçeği bile kurtaramaz. Karşımdakilerden biri, "Madem bu kadar aklınız eriyordu da" dermiş gibi, "Balkan yenilgisinden sonra dünya savaşına hangi hesapla girdik?" diye sordu. Kibarlık etmiş "Girdiniz" dememişti. Bu soruda kıyıcı bir alay vardı. "Politikacı için en müthiş ceza devletin kendi elinde batmasıdır. Bunun hiç bir özrü yoktur. İmparatorluğu elimize geçirdiğimiz zaman nüfusu 35 milyondu. Yedi düvelin kağıt üstünde de olsa bizim saydığı bir milyon sekiz yüz bin kilometrekare toprağı vardı. Sınırı, Kongo'yu, Sudan'ı, Eritre'yi, Somali'yi içine alıyordu. Tunus, Fas, Libya, Mısır, Kıbrıs resmen kaybedilmiş değildi. Bu koca imparatorluk bizim elimizde ölmüştü. Suç ne kadar büyükse, çekilecek cezanın da o kadar büyük olması gerekir. Biz dünyanın en ağır suçunu biraz tartaklanmayla savuşturulur, sandık. Bu anda, yüzüme vuran darağacı gölgesi, suikast suçlusu olduğumdan değildir Emincim... Büyük suçun gölgesidir bu... Tarihin örneğini yazmadığı kurtlar boğuşmasına girip yenik düştük. Kurtlukta düşeni yemek kanundur.