Neyse işte, dün gece ansızın uyanınca anladım: Vaktiyle bir rüyaya malzeme olacak kadar muhteşem yaşamışız. Şimdiyse bir kâbusun ortasındayız. “Medeniyet dediğin kibrit çakmayı bile unutturur adama” deyip dururdun ya oğlum, daha da betermiş. Bırak kibriti, kendimizi unuttuk.
…öyle güzel bir kafaydı ki çocukluk mereti, bugüne kadar ne içtiysem, ne denediysem, hiçbiri beni tekrar oraya götüremedi. Nasıl götürsün? Tanıdığımız herkesin hayatta olduğu, ölümsüz yıllardı o zamanlar. Herkes çivi gibi, dipdiri ayaktaydı. Teyze, amca dediğimiz insanlar bile en fazla bizim şimdiki yaşımızdaydı. İnanmıyorsan git bak, bütün o teyzeler haka en vatkalı, en permalı halleriyle ordadırlar. Rüya gibi… Sanırım bu nedenle rüyalarımda çocukluğumu görmüyorum. Bir rüyanın rüyası kolay görülmüyor.
Üzgünüm ama hekimliğin ahlakla hiç ilgisi yoktur. Başlı başına her hastalık anarşik bir eylem, doğaya karşı bir başkaldırıdır ve işte bu yüzden, onu yenmek için her şeyi ama her şeyi yapmak meşrudur.