Anıların en güzel olanları da, kederli olanları da insanı hep hüzünlendirir; en azından bendeki izlenim bu. Fakat bu hüznün de bir güzelliği var; hasta bir kalp, acılı ve yaralı olduğu zaman, anılarla hayat buluyor; gündüz sıcaktan yanmış, gelişmemiş, zavallı bir çiçeği, akşamın serinliğinde düşen kırağı tanelerinin diriltmesi gibi.
Birden, bu siyah gecenin karşısında aklına başka bir gecenin hatırası geldi.
Ta hülya hayatının başlangıcında, ümitlerinin parıltılı zamanında Tepebaşı Bahçesi'nde Haliç'e bakarak seyrettiği mai gece ile o elmas yağmurunu hatırladı.
Gözlerinin önünde o mai gece ile bu siyah gece karşı karşıya geldi: Mai ve siyah.
Ah! Biçare hırpalanmış, ezilmiş hayat! Mai bir gece ile siyah bir gece arasında geçen şu nasipsiz, talihsiz ömür! Bir elmas yağmuru altında gömülen o emel çiçekleri!