•S

Mustafa Kemal Atatürk
**Üç gram tarih bilgisi olmayan,araştırmadan yaşayan bazı insanlar;mağdur edebiyatının arkasına saklanıp birilerine yaranmaya çalışırken kalkıp bu ülkenin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e düşman kesiliyor. Kendi geçmişini bilmeyen,bayrağının değerini anlamayan insanların milliyetçilik nutku atması da ayrı bir ironidir. Biz bu ülkenin ekmeğini yiyip sonra kurucusuna dil uzatanlardan olmadık. Türküm,doğruyum,çalışkanım…diyerek büyüyen bir nesildik biz.Vatanın ne olduğunu sosyal medyada değil,tarih kitaplarında öğrendik. Önce ecdadınızı tanıyın,sonra konuşun.Çünkü bu millet günü geldiğinde kimin bu vatana sahip çıktığını,kimin sadece çıkar peşinde koştuğunu çok iyi ayırt eder.Ne yaparsanız yapın,Mustafa Kemal Atatürk bu milletin kırmızı çizgisidir.** Mustafa Kemal Atatürk
1000Kitap
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ben bazı günler soruları sevmiyorum, bazı günler konuşmayı ve bazı günler hiçbirinizi sevmiyorum.
Halüsinasyon, Merve Özdolap·Kitabı okudu
Alıntı
Mekanınız cennet olsun evlatlarım...
Fotoğrafların kokusu olur mu? Oluyor... Orası nasıl kokar bilmem ama, "Cennet gibi kokuyor."
!!!!!!!!!!! LÜTFEN OKUYUN !!!!!!!!!!!!
Haberler vardır; sadece okunmaz, insanın içine çöker. Son günlerde yaşananlar da öyle… Genç yaşta hayatların sönmesi, bir çocuğun elinde öfkenin bu kadar büyüyebilmesi, ister istemez aynı soruyu getiriyor: Nerede eksik kaldık? Bir çocuk, dünyaya geldiğinde ne öfkelidir ne de kırıcı. O, gördüğünü öğrenir, hissettiğini büyütür. Bu yüzden bir çocuğun yetiştiği ev, onun ilk dünyasıdır. Eğer o dünyada konuşmak yerine susmak öğretiliyorsa, anlamak yerine yargılamak varsa, sevgi yerine korku yerleşiyorsa… o çocuk duygularını ifade etmeyi değil, içinde biriktirmeyi öğrenir. Ve biriken her şey, bir gün bir yerden taşar. Anne babaların çocuklarıyla kurduğu açık iletişim, aslında bir lüks değil, bir zorunluluktur. Bir çocuğun “Ben bugün kötü hissediyorum” diyebilmesi, en az ders başarısı kadar değerlidir. Çünkü konuşabilen bir çocuk, içinde fırtına biriktirmez. Dinlenen bir çocuk, anlaşılmak için bağırmak zorunda kalmaz. Çocuğu hayata hazırlamak sadece onu okula göndermek değildir. Onu bir spora yönlendirmek, enerjisini sağlıklı bir şekilde dışa vurmasını sağlar. Kitaplarla tanıştırmak, ona başka hayatları, başka duyguları öğretir; empati kurmayı kazandırır. Tiyatroya, sinemaya götürmek, onun dünyasını genişletir; kendi hikâyesinin dışında da hayatlar olduğunu gösterir. Bunların hiçbiri “fazladan” değildir. Bunlar, bir insanın ruhunu inşa eden temel taşlardır. Ve en önemlisi: şiddetin olmadığı bir ev. Çünkü şiddet sadece iz bırakmaz; yön de verir. Çocuk, sorunların konuşularak değil, güç kullanılarak çözüldüğünü öğrenirse, bir gün aynı dili kullanır. Ama sevgiyle büyüyen bir çocuk, en zor anında bile içinde bir durup düşünme payı taşır. Belki de mesele şu: Çocukları “iyi bir meslek sahibi” yapmak için gösterdiğimiz çabanın birazını, onları iyi bir insan yapmak için
Alıntı
26 yıldır bunun cevabını bulamadım inanır mısın :)
Neden kendi hedeflerimizi gerçekleştirme uğraşımızı yine bizzat kendimiz sabote ederiz?
Alıntı