Kıyamet kopmadan önce otuz kadar yalancı deccâl çıkacak, hepsi de peygamber olduğunu iddia edecektir. Bu dönemde:
Gerçek âlimler ölecek,
Depremler çoğalacak,
Kainat son günlerini yaşamaya başlayacak,
Gece ile gündüz birbirine eşit olacak.
Bir insan yanımızda olamasa da; bir sözü, bir gülüşü, hatta susuşuyla da şifa olabilir. Herkesin dikenli tereddütleri varken o; "Sana inanıyorum," der. Eksiğini kapatır; mahcubiyetlerini kırk sandığa kilitleyip " Anlatma, biliyorum" der. İstemeden kırarsın " Canın sağolsun" der.
Düştüğün yerde seninle oturur da sen kalkmadan da bir yere gitmez. Bazen hayallerini, bazen ekmeğini, bazen de hüznünü bölüşür. Sen içini dökersin, o kimselere aşikâr etmeyip incitmeden toplar. Küçük bir çocuk gibi yolun ortasında kalakalırsın, elinden tutup karşıya geçirir, "Bir başına ıssız ayazlara çıkma, çağır beraber gidelim," diye tembihler.
Ağlarsan boğazı düğümlenir. Gülersen içinde kelebekler uçuşur. Senin ayağın takılsa, onun kolu kırılır. Durursun koşar, yürürsün uçar. Yorulursan gayretin, üşürsen hırkan olur.
- Eğer ölüler konuşabilseydi derlerdi ki; "Siz mutlu olduğunuzda kuruyan toprağımıza serin baharlar esiyor. Bizi düşünüp de üzüldüğünüzde biz daha çok üzülüyoruz. Gözünüzün yaşını silememek nasıl bir acıdır, bilmiyorsunuz. Yapmayın. Ölüp sizden ayrılmamızın acısına bir de yanınızda olamamanın kederini eklemeyin."