Câbir'den (ra) rivâyet edilmiştir: "Bir yolculukta idik. İçimizden biri başına düşen bir taşla yaralanmıştı. Yaralı halde iken ihtilâm olunca, "Siz benim teyemmüm etmem için bir ruhsat biliyor musunuz?" diye sordu. Biz ona, "Senin su kullanmaya gücün yettiği halde sana ruhsatı nereden bulalım?" dedik. Arkadaşımız gusletti. Arkasından başındaki yara azdı ve öldü. Seferden döndükten sonra durumu Resûlullah'a (sav.) haber verdik. Resûlullah, "Onlar onu öldürmüşler, Allah (cc.) da onları öldürsün. Haberiniz olsun. Bilmediklerinizi sorun. Aczi tedavi eden sormaktır." buyurdu.
Şam fethedildiğinde Halid b. Velid (ra) Defterdarlığa Hristiyan birini geçirmişti. Durumu haber alan halife Ömer (ra) bir mektup yazarak Müslümanların işini bir Hristiyana bırakmamasını Halid b. Velid'e emretti. Halid b. Velid (ra) ise "Ama işinde çok iyi, onun gibisi içimizde yok" diyerek yeni bir mektup gönderdi. Mektubu alan Ömer (ra) ise şu cümlenin yazdığı mektubu yolladı: "Öldü varsay!" (Musnedu'l Faruk) Rabbim örnek almayı nasip etsin.
Bir insan, hiç kimsenin olmadığı bir yerde, simsiyah bir gecede, simsiyah bir kayanın üzerindeki simsiyah bir karıncayı gören Allah'ın varlığını, birliğini bilmiş, O'nun azabını fark etmiş, ona göre kalbinde bir konum geliştirmiş ise dağın başında da faziletlidir, şehrin ortasında da faziletlidir, halvette de öyledir, celvette de öyledir. Kullukta sabitkadem olmuş demektir.
Küfrün karakteri değişmez. İman edenlerin de karakteri değişmez. Onun için bu Kitab'ın bir özelliği vardır.
Bu Kitap, umumiyetle kişileri anlatmaz, kişilikleri anlatır; şahısları anlatmaz, şahsiyetleri anlatır. Çünkü insan ölür, kişilik kalır. Ölen kişidir, kişilik ise kıyamete kadar bakidir. Ölen şahıstır, şahsiyet kıyamete kadar bakidir.