Sudan krallarının hayatlarını anlatan kitaplarda okumuştum. Bu krallar hanımlarını emin olduklarını birisine emanet edermiş. O kişi de onlara yün eğirtir ve durmadan bir şeylerle meşgul edermiş. Çünkü o krallar şöyle derlermiş: Boş kalan kadın, erkek arzusu duyar ve evlenmek ister.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Gönüller, kalpleri hâlden håle çeviren" Allah'ın elinde olduğuna göre, önemli olan yanlış ile doğrunun sınırının nerede olduğunu iyice bilip bu konuda dikkatli olmak ve bütün kalbiyle doğru olana bağlanmaktır. Sevdalanmaya gelince o, insanın yaratılışından kaynaklanan, doğuştan gelen bir şeydir. İnsan sözünü (gönlüne değil) sadece vücut organlarına geçirebilir, çünkü onları nasıl kullanacağını zamanla öğrenmiştir.
İstenilen her şey için ona iletecek bir şey, ona ulaştıracak bir sebep bulmak gerekir. Araçsız ve aracısız oluşturan ve yaratan sadece Hak Teâlâdır. O yüzden âşıkların vuslata ermek (sevgiliye kavuşmak), sevgilerini sevdiklerine hissettirmek için başvurdukları ilk çare sözle îmâdır. Bu da ya bir şiir okuyarak, ya bir atasözüne gönderme yaparak, ya üstü kapalı bir söz atarak, ya bir bilmece sorarak, ya da bir nükte ile gerçekleştirilir.
"Duvarın altında, üzerinde şu yazının bulunduğu altın bir levha vardı:
'Bütün benliği ile kadere îmân eden, sonra da kendini helâk edercesine rızık peşinde koşup duran kimseye şaşarım?
'Cehennem'in varlığına bütün kalbiyle inanan, sonra da kahkaha atıp duran kimseye şaşarım?
'Dünyanın, içinde yaşayanlarla birlikte hâlden hale girdiğini görüp de ona gönül bağlayana şaşarım.
'Ben Allahım! Benden başka ilah yoktur. Muhammed Benim kulum ve Resûlümdür.'
İbni Hibban (es-Sahih)