Açlık insanın varoluşsal sancılarını etkileyici bir dille anlatan bir kitap. Knut Hamsun , açlık ve yoksulluğun zihinsel dünyayı nasıl altüst ettiğini etkileyici bir biçimde ortaya koyuyor. Karakterin gururu, çaresizlikle birleşip güçlü bir içsel çatışma yaratır. Modern insanın yalnızlığına ayna tutan bir eser.
“İlk kez, bir yaratıcının yarattığı şeye karşı üstlendiği yükümlülükleri hissettim ve zulmünden şikâyet etmeden önce ona mutluluk bahşetmem gerektiğini anladım.”
Hugo, bizi mahkûmun iç dünyasına sokarken, toplumun adalet kavramını sorguluyor ve vicdanın kıyısında dolaşıyor.
Bu eserde beni en çok etkileyen, anlatının kasvetli ve yoğun atmosferi oldu. Mahkûmun zamanla yarışan düşünceleri, her sayfada daha da sıkışıyor; umut ve çaresizlik arasındaki o ince çizgide salınıyor. Hugo’nun derin insan gözlemi ve adalet eleştirisi, eseri sadece edebi bir yapıt değil, aynı zamanda felsefi bir sorgulama haline getiriyor.
Kısaca, Bir İdam Mahkûmunun Son Günü vicdanı sarsan, derin bir içsel hesaplaşmanın romanı. Hugo’nun bu trajik hikayesinde insanlık, kendi adalet anlayışıyla yüzleşmek zorunda kalıyor. Bu yüzden, okurken sadece bir karakterin değil, aynı zamanda kendi insanlık anlayışımızın da sorgulandığını hissediyoruz. Victor Hugo