O FORTUNA

O FORTUNA
Serbazê ramanên gêj. My name is Giovanni Giorgio but everybody calls me Giorgio.
Göçebenin üstünlüğünün son bulması çağın tekniğinin sonucuy­du. Ateşli silahlar hem okla yayın hem de niteliksel ve niceliksel açı­dan atın yerini çoktan almışlardı. Bu durumun geriye dönüşü yoktu. Çünkü göçebeler yerleşiklerle aynı zamanda top ve tüfeğe sahip olsa­lar da üstünlüklerini yitireceklerdi. Dolayısıyla daha XV. yüzyılın ba­şında Türk dünyasının gerisinde kalan Türk toplumları aslında fiilen yok olmuş durumdaydılar. Elbette direneceklerdi, ama artık tamamen geçmişte kalmışlardı. Öteki Türk toplumlanysa çağdaş uygarlıkların getirdiği değişikliklere hayranlık uyandıncı bir biçimde ayak uydur­muşlar ve bu yolda ilerlemeyi yakın zamanlara kadar başarıyla sür­ dürmüşlerdi. Ama daha sonraki dönemlerin getirdiği değişikliklere kısmen kendi hataları sonucu ayak uyduramayacaklardı.
Tarih
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
16.yy'a doğru.
Olağanüstü bir degişim tamamlanmıştı. Bu değişim, bir zamanlar Türklerin (Sibirya ormanlannda) toplayıcılık ekonomisinden (Yukarı Asya bozkırlarında) çobanlığa geçmesini saglayan değişim kadar bü­yük ve önemliydi. Artık çevre, iklim, yaşam tarzı, ideoloji eskisin­den çok farklıydı, her şey değişmeliydi. Göçebelik tıpkı bugün de varlığını zayıf bir biçimde sürdürdüğü gibi o zaman da yok olmamış­tı. Ama göçebenin tarihteki rolü artık son bulmuştu ya da son bul­mak üzereydi. Göçebeliğe sarılanlar yok olmaya mahkumdular. Devir artık yerleşiklerin devriydi.
Tarih
Moğol orduları 1273'ten önce defalarca Hindistan'ı fethetmeye çalıştılar, ama ülkenin "cehennem gibi sıcak" iklimi bu orduları hep geri döndürdü. Bununla birlikte Moğollar saldırılardan bıkmadılar ve Çağataylılar pek çok kez Hindistan'a seferler düzenlediler. 1287'de Duva, Pencab'ı yağmaladı. 1299-1300'de Kutluk Hace, Delhi kapıları­ na kadar dayandı ve 1 303'te Turgay iki ay boyunca şehri kuşattı. Tam da şimdi şanssız günler onları bekliyordu. 1 304 'te düzenlenen sefer dağıldı, 1305-1306'daki sefer de sonuca ulaşamadı. En son saldırı 1327 yılında oldu, ama bunun sonunda ne oldugu bilinmemektedir.
Tarih
Cengiz Han ve adamları ne insan öldürmekten zevk alan kişiler ne de sadist insanlardı. Sadece bir sistemi uç sonuçlanna kadar uygula­yan çok iyi örgütlenmiş barbarlardı. Savaşıyorlardı, çünkü ya ölen ya öldüren olmak onlann dogal durumuydu. Göçebe hayvancılıktan baş­ka bir yaşam tarzı düşünemiyorlardı. Topragın sürüleri besleyebildi­gi ölçüde degeri vardı. Verginin onlara yağmadan çok gelir saglayabi­lecegini henüz bilmiyorlardı ve ancak birkaç yıl sonra öğrenecekler­di. Kent nedir bilmiyorlardı. Kentleri ele geçirebilecek kadar bilgili degillerdi. Onlan iyi tanıdıklan için direnmeyi başarabilen Çin kent­leri karşısında güçsüz kalıyorlardı. Surların önünde hareketlilikleri­nin tüm avantajını yitiriyorlardı. Kentleri düşürebilmek için elde kar­gı, gövdeleri hendekleri dolduracak olan tutsak yığınlannı önleri sıra sürmek her zaman yeterli olmuyordu. Kentlerin kendi iradeleriyle teslim olması gerekiyordu. Moğollar da bu şehirleri teslim olmaya sadece dehşet yaratarak ikna edebiliyorlardı. Ancak kısa sürede Moğollara direnmenin ölmek demek olduğu anlaşıldı. Ve başlangıçta gösterilen kahramanlıkların her zaman ölümle sonuçlanması nedeniyle pek çok kişi bu yoldan uzaklaştı. Bugün Moğolların yarattığı tahribat, dünyada atom bombasını elinde bulunduran ve onu kullan­maya karar veren gücün tahribatıyla karşılaştınlabilir. Misillemeden korkmuyorlardı, çünkü kentleri yoktu.
Tarih
Cengiz Han 1219 yılı yazında ordusunu Yukarı iniş kıyısına ge­tirdi. Karluk hükümdan Arslan Han da ona katıldı. Böylece Barthold'un tahminine göre 150.000 ila 200.000 kadar kişi bir araya ge­lmiş oluyordu. Müslümanlar 1.500.000'dan fazla asker toplayabiliyor­lardı. Bu, Muhammed Şah'ın cepheye sürebileceğinin çok altında bir sayıydı. Ve beş yıl boyunca İran dünyasının üstüne tarihin o güne kadar gördüğü en büyük yıkıcı güç çöktü. Her şey yakılıp yıkıldı. Ekili tar­lalar çöle dönüştü. İlkçağdan beri gelişmiş bir uygarlığın yeşerdiği Semerkand, Urgenç, Belh, Merv, Nişapur, Herat, Damgan, Semnan ve Rey kentleri acımasızca tahrip edildi. Her taraf ceset doldu. Asker ya da sivil, kadın ya da erkek, çocuk ya da yaşlı sayısız insan kılıçtan geçirildi. Harezm'deki Urgenç kentinde, ırmağın kentin dışından geç­mesi için Amu-Derya'nın yatağı kaydırıldı. Cengiz Han'ın en çok sev­diği torunu Mütügen'in öldürüldüğü Bamyan kentinde ganimet almak­tan vazgeçildi ve istisnasız her şey ölünün ruhuna adanarak yakıldı. Nişapur'da kediler ve köpekler bile öldürüldü! İnsanlar paniğe kapılmışlardı. Seçkinler kaçtılar. Kalanların edil­genlik ve tevekkülleri karşısında şaşkınlık vericiydi. Tek başına bir savaşçı, bir grup insanı zincire vuruyor ve sonra birbiri ardına hepsi­ni boğazlıyordu. Bir atlı grubu bir topluluğun çevresini sarıyor ve te­ ker teker öldürülürlerken hiçbirinin aklına ne kaçmak ne de karşı çık­mak geliyordu. Tüm Doğu Iran, Horasan ve Afganistan bugün hala bu ölümlerin sessiz tanıgıdır. Bamyan yakınlarında, kayalara oyul­muş dev Budha heykellerinin karşısında bir kayanın üstüne kurulmuş ünlü içli ezgiler şehri hala o günlerin yasını tutmaktadır.
Tarih