TWO YEARS LATER
HAS no one said those daring
Kind eyes should be more learn'd?
Or warned you how despairing
The moths are when they are burned?
I could have warned you; but you are young,
So we speak a different tongue.
O you will take whatever's offered
And dream that all the world's a friend,
Suffer as your mother suffered,
Be as broken in the end.
But I am old and you are young,
And I speak a barbarous tongue.
——
İKİ YIL SONRA
Kimse sana söylemedi mi,
Tezcanlı gözlerinle hinliklerden bihabersin?
Ne umarsız olduklarını bildirmediler mi
Ateşe atlayan pervanelerin?
Söylerim söylemesine ben,
Yazık, gençsin, anlamazsın dilimden
Ah, sana sunulanı alacaksın sen de
Bütün dünya dost canlısı gözünde
Annen gibi kahrını çekeceksin
RÜZGARDA DANS EDEN BİR ÇOCUGA
Sen dans et orada kıyıda
Senin ne umurunda
Rüzgar ya da kükreyen sular?
Savur tuzlu damlalarla ıslanan
Saçlarını havaya.
Gençsin, nereden bileceksin
Soytarının zaferini ya da aşkın
Ele geçer geçmez yitirildiğini,
En iyi çalışanın ölüp gittiğini,
Bütün demetlerin dağıldığını?
Neden korkacakmışsın sen
Rüzgarın acımasız uğultusundan?
ALL things can tempt me from this craft of verse:
One time it was a woman's face, or worse-
The seeming needs of my fool-driven land;
Now nothing but comes readier to the hand
Than his accustomed toil. When I was young,
I had not given a penny for a song
Did not the poet sing it with such airs
That one believed he had a sword upstairs;
Yet would be now, could I but have my wish,
Colder and dumber and deafer than a fish.
——
Herşey beni ayartabilir bu söz işinden
Bu, bir defasında bir kadının çehresiyken
Beteri, yurdumu görmek oldu tezgahında beceriksizlerin
Artık daha kolayı yok bu eller için
Aşinayı eylemekten, Gençliğimde oysa
Zırnık vermezdim bir şarkıya
Ozan mı söylemezdi bu havalarda
Kında kılıca güveni tam makamında
Varsın kessin, ben dileğimden caymam
Yeter ki daha soğuk, dilsiz ve sağır olmasın bir balıktan