O FORTUNA

O FORTUNA
My name is Giovanni Giorgio but everybody calls me Giorgio.
Ortaçağ: dinsel aşırılıklar ve karşı dinsel aşırılıklar.
Baba Tükles'in Anadolu'daki mukabili olan "heterodoks babalar" sayısız başına buyruk gezgin derviş hareketi oluşturmuşlardı; bu hareketlerin özelliği, aşırı sofuluk­ları, toplumda sapkınlık sayılan feragat biçimleriydi. Ör­neğin yarı çıplak, garip kıyafetlerle dolaşmak, içki içmek, keyif verici maddeler kullanmak ve yine sapkın cinsellik, bu dönemde keza yaygınlaşmakta olan saygın sufi tari­katların üyeleri dahil bütün dindarlar kınasın diye kasten tercih ediliyordu. Görünümlerinin tersini çağrıştırmasına rağmen bu köktenci dervişler çoğu kez iyi öğrenim görmüş, toplumun önde gelen kesimlerinden kişilerdi. Bazıları gazi birliklerinin yanında dolaşır, bazıları da nereye giderler­se gitsinler İslamiyeti yaymaya çalışırlardı. Aynı dönemin Avrupa'daki gezgin rahip tarikatlarına biraz da olsa ben­ ziyordu bu gezgin dervişler; zaten farklı din kültürlerinde benzer dürtülerin aynı anda çıkışı yinelenen bir temadır.
Tarih
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Türkler Anadolu'ya 1071'de fatih olarak gelmişse bile, gelecekteki Türk halkı fatihler kadar fethe­dilenlerin de soyundan olacaktır.
Tarih
Selçuklu İmparatorluğunun Türk halklarının deneyimin­ deki yeni bir devlet türü olduğu açıktı. Göçebe kökenli bir hanedan, antik bir kültüre sahip, etnik bakımdan yabancı bir tarım toplumuna egemen olmuştu. Hanedan, toplumu yönetebilmek için aynı toplumun uzmanlarına başvurmak ve büyük ölçüde kültürüne uyum sağlamak zorunda ka­lacaktı. Bu değişimi sultan isimleri simgeler: İlk Selçuklu sultanları geleneksel bozkır kültürünün yadigarı hayvan isimlerini taşır: Toğrul (çakırdoğan) ve Alp Arslan. Üçüncü sultanın ismi ise Selçukluların siyasi iddialarının bütün Müslümanlara yönelik olduğuna işaret etmektedir: Melik Şah. Bu isim Arapça "Melik" ve Farsça "Şah" kelimelerinin yan yana gelmesiyle oluşmuştur ve ikisi de kral anlamına gelir.
Tarih
Selçuklu sultanlığı hem Türk hem de İslam siyasi kül­türü açısından önemliydi. İslam öncesi Türklerin "kut" Arapların "devlet" (dawla), çağdaş siyaset bilimcileri­nin ise "karizma" olarak adlandırdıkları doğaüstü dini ve siyasi niteliğe sahip Türk hanedanları arasında, Oğuz Türklerinden ilk çıkan Selçuklulardı. Sultan unvanı, bir Türk kökenli Müslüman hükümdarın en itibarlı sıfatı olarak kağanın yerini almaya, Türklerin hükümdarlık ve meşruiyeti hakkındaki düşüncelerine İslami motifler iş­lenmeye başlıyordu.
Tarih
Ortadoğu'ya girişinin ilk evresinde Horasan ile Maveraün­ nehir arasındaki sınır bölgelerinde esir alınanlar merkezi İslam ülkelerine getiriliyor, Müslüman yapılıyor ve kölemen olarak kullanılıyorlardı. Böylece Türklerin tarihi Abbasi halifelerinin tarihiyle çakıştı; yabancıları ya da köleleri kullanan eski asker toplama modelleri de kaynaştırıldı. Müslümanlar, bozkır Türklerinin Arap yazar el-Cahiz'in unutulmaz şekilde anlattığı atçılık ve okçuluktaki ustalık­larına, ayrıca hoş görünüşlerine çok değer veriyorlardı. Abbasi halifeleri Türk kölemenleri 9. yüzyılın başla­rında kullanmaya başlamışlardı. Özellikle el-Mutasım'ın (833-842) maiyetinde Türk gulam ya da memluk birlikle­ri vardı. Mal gibi görülen ev kölelerinin aksine gulamlar güçlü efendilerinin vekili olarak titizce eğitilirlerdi; efen­di için bu kadar değerli olmalarının sebebi, ona kayıtsız şartsız sadakat göstermeleriydi. Belki de en ünlü siya­ setname yazarı olan Selçuklu veziri Nizamülmülk (1018-1092) şöyle demişti: Bir sadık kul üç yüz oğuldan yeğdir; oğul babanın ölümünü, kul kutunu diler. Bu düşünce her zaman yarar getirmiyordu, ama inat­ la sürdürülmesi askeri köleliği bin yıl boyunca Ortado­ ğu'da devlet oluşumunun anahtar özelliği haline getirdi. Abbasiler açısından ne yazık ki, kölemenler saray muha­ fızlığından alay komutanlığına, oradan da asi vali, yerel hanedan kurucusu, hatta Bağdat'ta hükümdarları tahta çıkaracak kadar nüfuzlu konumlara kadar giden yolu yir­ mi otuz yıl içinde katediverdiler. İslam halifeliğini sağ­lamlaştırması gereken güçler halifelik içindeki merkez­ kaç eğilimleri güçlendirmişti. Örnekler arasında Mısır ve Suriye'deki Tuluni hanedanını (868-905) ve Mısır'daki ardılları İhşidileri (935-969) sayabiliriz.
Tarih