O FORTUNA

O FORTUNA
My name is Giovanni Giorgio but everybody calls me Giorgio.
Selçuklu sultanlığı hem Türk hem de İslam siyasi kül­türü açısından önemliydi. İslam öncesi Türklerin "kut" Arapların "devlet" (dawla), çağdaş siyaset bilimcileri­nin ise "karizma" olarak adlandırdıkları doğaüstü dini ve siyasi niteliğe sahip Türk hanedanları arasında, Oğuz Türklerinden ilk çıkan Selçuklulardı. Sultan unvanı, bir Türk kökenli Müslüman hükümdarın en itibarlı sıfatı olarak kağanın yerini almaya, Türklerin hükümdarlık ve meşruiyeti hakkındaki düşüncelerine İslami motifler iş­lenmeye başlıyordu.
Tarih
Ortadoğu'ya girişinin ilk evresinde Horasan ile Maveraün­ nehir arasındaki sınır bölgelerinde esir alınanlar merkezi İslam ülkelerine getiriliyor, Müslüman yapılıyor ve kölemen olarak kullanılıyorlardı. Böylece Türklerin tarihi Abbasi halifelerinin tarihiyle çakıştı; yabancıları ya da köleleri kullanan eski asker toplama modelleri de kaynaştırıldı. Müslümanlar, bozkır Türklerinin Arap yazar el-Cahiz'in unutulmaz şekilde anlattığı atçılık ve okçuluktaki ustalık­larına, ayrıca hoş görünüşlerine çok değer veriyorlardı. Abbasi halifeleri Türk kölemenleri 9. yüzyılın başla­rında kullanmaya başlamışlardı. Özellikle el-Mutasım'ın (833-842) maiyetinde Türk gulam ya da memluk birlikle­ri vardı. Mal gibi görülen ev kölelerinin aksine gulamlar güçlü efendilerinin vekili olarak titizce eğitilirlerdi; efen­di için bu kadar değerli olmalarının sebebi, ona kayıtsız şartsız sadakat göstermeleriydi. Belki de en ünlü siya­ setname yazarı olan Selçuklu veziri Nizamülmülk (1018-1092) şöyle demişti: Bir sadık kul üç yüz oğuldan yeğdir; oğul babanın ölümünü, kul kutunu diler. Bu düşünce her zaman yarar getirmiyordu, ama inat­ la sürdürülmesi askeri köleliği bin yıl boyunca Ortado­ ğu'da devlet oluşumunun anahtar özelliği haline getirdi. Abbasiler açısından ne yazık ki, kölemenler saray muha­ fızlığından alay komutanlığına, oradan da asi vali, yerel hanedan kurucusu, hatta Bağdat'ta hükümdarları tahta çıkaracak kadar nüfuzlu konumlara kadar giden yolu yir­ mi otuz yıl içinde katediverdiler. İslam halifeliğini sağ­lamlaştırması gereken güçler halifelik içindeki merkez­ kaç eğilimleri güçlendirmişti. Örnekler arasında Mısır ve Suriye'deki Tuluni hanedanını (868-905) ve Mısır'daki ardılları İhşidileri (935-969) sayabiliriz.
Tarih
Tarihte, İslamın sınırları birer savunma bölgesiydi; ayrıca buradan kafir topraklarına zaman zaman akınlar düzenlenirdi (gaza). Şeriate göre Müslümanlar köle alı­namazdı ama İslam topraklarında barış içinde yaşayan zimmilerin dışındaki gayrimüslimler köleliğe uygundu. Müslüman olmalarından önce, 9. yüzyıl gibi erken bir ta­rihte bile, ata binme ve savaş becerileri yüzünden Türkler değerli savaş esirleri olarak görülürdü. İslami açıdan çok tanrılı görülen birçok Orta Asya Türkü, Müslüman gazi­lerin sınır akınlarında İslamiyeti ateş hattının ters tara­fından tatmışlardı. Türkler Müslümanlığı kabul etmeye başladıklarında sadece din değiştirmekle kalmadılar, sı­nır çatışmaları ve yağmalarında öteki tarafa da geçmiş oldular. El-İdrisi (1 100- 1 166), Müslüman Türklerin Müs­lüman olmayan kardeşlerine baskınlar düzenleyip onları köleleştirdiği bir Maverünnehir tasvir eder.
Tarih
Madem ki bilmiyoruz gerçek ne sonsuzluk ne Bir anahtar vermiyor, ne umut ne de şüphe Şarap iç, faydası yok elde avuçtakinin Ha sarhoşsun ha ayık sonu mechul alemde.
Şiir
Esip sabah yeli gülü etmiş yerinden Bülbül gülün yüzüne vurulmuş da derinden İçkini doldursana, bak savrulmada dallar Gül de bir sabah mutlak solacak kederinden.
Şiir