Milyarlarca insan sürüsü içinden birkaç filozof yetişip de hakikati cahil olanlarının akılsız yüzlerine ne kadar bağırsa beyhudedir. Bu âlem yalan dolanla ayakta duran bir ikiyüzlülük dünyasıdır. Hayat, sahte şaşaalarından sıyrılsa lezzetsiz kalır, söner. Aldanmayınca kimsede yaşama arzusu ve cesareti kalmaz. Hakikati bilmek kalbe ferahlık değil, kasvet ve ümitsizlik verir.
Hayvanların dişini, tırnağını, boynuzunu sökerek bunlarla süslenen afrika vahşilerine, medeni Avrupalılar gülerler. Fakat generallerin şapkalarındaki hayvan tüylerinin gülünçlük bakımından ötekilerden ne farkı vardır?
Fakat bilmem ki ilerlemenin son sınırı denilen gayeye ulaşmakla, insanın yaradılışındaki vahşilik ve çirkin hayvanlığı gidermek mümkün olabilecek midir?
Unutmak ne görkemli, ne gizemli kelime. İnsan neyi unutup neyi hatırlayacağına kendisi mi karar verir? Keşke unutmak diye bir şey gerçekten var olsaydı. İnsan neleri unutur mesela? İlk öpüşmesini, yediği ilk dayağı, ilk adımını hatırlar mı? Peki ya son öpüşmesini, attığı son dayağı ve atacağı adımı?