Ah, insanın hedeflerinin olması harika bir şey. Bir sürü hedefim olduğu için çok mutluyum. Üstelik hedeflerin asla bir sonu yok gibi görünüyor; en iyi tarafıda bu. Bir hedefine ulaşır ulaşmaz, hemen daha yukarıda ışıldayan başka bir tanesini görüyorsun. Bu durum hayatı son derece ilginç kılıyor.
"Neden kendimize yetmiyoruz, biliyor musun? Çünkü doğduğundan beri hep senden daha büyük bir şeye ait olman gerektiğini söylediler. Doğuyorsun, otomatikman bir ailenin parçası oluyorsun. Yetmiyor, bir okulun, bir arkadaş grubunun, bir şirketin, bir dinin, bir takımın, bir politik görüşün, hatta bir sanat dalının... Ve onların ne kadar ulvi olduğuna dair bir edebiyattır dönüp duruyor. Koca koca adamlar 'Rock'n'roll ölmez!' diye bağırıyor, kadınlar profillerine "Beşiktaşk" yazıyor. Fakat biraz üstüne düşününce tüm bu aidiyetler iskambil kağıtlarından kuleler gibi yıkılıyor. Reklam sloganları üzerine kuruyoruz hayatlarımızı. Bu yüzden de hiç kimse kendini gerçekten bir yere ait hissedemiyor, herkes miş gibi yapıyor."
"Ama bir yere de ait olmalıyız sonuçta. Değil mi?
"Doğru. Ait olman, inanman gereken bir şey var, o da, Kendin."
“Göreceksiniz ya, ben dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan bir insanım... Hakiki hayatım benim için can sıkıcı bir rüyadan başka bir şey değildir...”