"Bir insanın takvası olması onun mükemmel olduğu anlamına gelmiyor. Onların imanları bile dalgalanacak. İnip çıkacak Allah bizi imanında iniş yaşasa bile tekrar çıkartmayı bilenlerden eylesin."
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hikâye, İstanbul’dan hareket eden lüks Doğu Ekspresi treninde geçer. Tren, yoğun kar nedeniyle yolda mahsur kalır. Bu sırada trende bulunan zengin bir Amerikalı olan Ratchett, gece vakti kendi kompartımanında öldürülür. Olayın ardından trenin dış dünya ile bağlantısı kesildiği için katilin tren içindeki yolculardan biri olduğu anlaşılır.
Tesadüfen trende bulunan dedektif Hercule Poirot, cinayeti çözmekle görevlendirilir. Poirot, yolcuları tek tek sorgular ve her birinin farklı bir geçmişe, farklı bir hikâyeye sahip olduğunu fark eder. Başlangıçta olay basit bir cinayet gibi görünse de ilerledikçe durum karmaşıklaşır. Ortaya çıkan ipuçları, maktulün aslında geçmişte büyük bir suç işlemiş biri olduğunu gösterir.
Araştırma derinleştikçe, cinayetin rastgele işlenmediği anlaşılır. Ratchett’in gerçek kimliği ortaya çıkar: O, yıllar önce bir çocuğun kaçırılıp öldürülmesinden sorumlu olan bir suçludur. Bu olay, birçok insanın hayatını mahvetmiştir. Trende bulunan yolcuların büyük bir kısmının bu trajediyle doğrudan ya da dolaylı bağlantısı olduğu ortaya çıkar.
Sonunda Poirot, beklenmedik bir gerçekle karşılaşır: Cinayet tek bir kişi tarafından değil, yolcuların ortak kararıyla birlikte işlenmiştir. Her biri, geçmişte yaşanan adaletsizliğin intikamını almak için bu plana dahil olmuştur. Böylece roman, klasik “katil kim?” sorusunun ötesine geçer ve okuyucuyu ahlâkî bir sorgulamaya yönlendirir.
Doğu Ekspresinde Cinayet’ın sonunda dedektif Hercule Poirot, olayın görünenin çok ötesinde olduğunu ortaya çıkarır. Başta tek bir katil aranırken, aslında cinayetin trende bulunan yolcuların ortak planıyla işlendiği anlaşılır. Her biri geçmişte Ratchett’in sebep olduğu büyük bir acıyla bağlantılı olan bu insanlar, birlikte hareket ederek onu öldürmüştür.
Poirot, tüm gerçeği çözdükten sonra
Mem û Zin,
Kürt edebiyatının dünyaya bıraktığı en büyük miraslardan biri. 1393 civarında Cizre’de yaşanan bu olay, beşeri aşkın nasıl ilahi bir aşka dönüştüğünü anlatıyor.Ahmed-i Xani' nin bu eseri mesnevi tarzında yazılıyor. Daha sonra romanlaştırılıyor. Maalesef dünyada bir Romeo ve Juliet veya Leyla ile Mecnun kadar bilinmiyor ama hak ettiği değer çok daha fazla. Birçok dilde şerh edilmiş olan bu eser, benim için, dünyevi olandan kopup manaya ulaşmanın bir yolu oldu.
Kavuşma ümidinin müjdelendiği an, acıyla harmanlanmış bedenlerin bu müjdeye tutunamayıp teslim oluşu, acının sürekliliğinin insanı getirdiği farklı bir mertebeyi gösterir. Uzun süre acıyla yoğrulan ruh için, acının yok olma ihtimali bile sarsıcı bir sondur. Çünkü insan, bazen acısıyla var olduğunu hisseder ve o acı çekildiğinde ruhun bu dünyadaki dayanağı da yok olur. Günümüzün günübirlik, sığ duygularının gölgesinde kalanlar için bu imkansız bir muamma olsa da, gerçek aşka talip olanlar için yok oluş değil ,aslında hakikate kavuşmadır.
Şu an hissettiklerimi kelimelere sığdıramam. Gökyüzü ve yerküre, insan elinden çıkma bunca acı, mazlumların bunca feryadı karşısındaki bu dimdik duruşunu nasıl koruyabiliyor anlayamııyorum. Doğanın bunca beşeri acıya, yıkıma, karşı bu vakur duruşu yanında, insanların bu kadar zalim , merhametsiz ve madde dünyasına hapsolmuş olması gerçekten çok acı. Bu kitabı bitirdikten sonra içimde öyle bir yangın oluştu ki, bazı çaresizliklerin tek tesellisinin gözyaşları olması insanoğlu için ne büyük acziyet oluyor ve bu teselliyi sadece küçük bir esinti gibi hissediyorsunuz.
Bu eser, günümüzün gelgeç aşklarının anlayamayacağı kadar derin bir şaheser. Özellikle aşıkların mana alemine yükseldiği o son yirmi sayfa gerçekten tarif edilemezdi. Hele Ahmed-i Xani’nin kalemle olan
Mem û Zin,
Kürt edebiyatının dünyaya bıraktığı en büyük miraslardan biri. 1393 civarında Cizre’de yaşanan bu olay, beşeri aşkın nasıl ilahi bir aşka dönüştüğünü anlatıyor.Ahmed-i Xani' nin bu eseri mesnevi tarzında yazılıyor. Daha sonra romanlaştırılıyor. Maalesef dünyada bir Romeo ve Juliet veya Leyla ile Mecnun kadar bilinmiyor ama hak ettiği değer çok daha fazla. Birçok dilde şerh edilmiş olan bu eser, benim için, dünyevi olandan kopup manaya ulaşmanın bir yolu oldu.
Kavuşma ümidinin müjdelendiği an, acıyla harmanlanmış bedenlerin bu müjdeye tutunamayıp teslim oluşu, acının sürekliliğinin insanı getirdiği farklı bir mertebeyi gösterir. Uzun süre acıyla yoğrulan ruh için, acının yok olma ihtimali bile sarsıcı bir sondur. Çünkü insan, bazen acısıyla var olduğunu hisseder ve o acı çekildiğinde ruhun bu dünyadaki dayanağı da yok olur. Günümüzün günübirlik, sığ duygularının gölgesinde kalanlar için bu imkansız bir muamma olsa da, gerçek aşka talip olanlar için yok oluş değil ,aslında hakikate kavuşmadır.
Şu an hissettiklerimi kelimelere sığdıramam. Gökyüzü ve yerküre, insan elinden çıkma bunca acı, mazlumların bunca feryadı karşısındaki bu dimdik duruşunu nasıl koruyabiliyor anlayamııyorum. Doğanın bunca beşeri acıya, yıkıma, karşı bu vakur duruşu yanında, insanların bu kadar zalim , merhametsiz ve madde dünyasına hapsolmuş olması gerçekten çok acı. Bu kitabı bitirdikten sonra içimde öyle bir yangın oluştu ki, bazı çaresizliklerin tek tesellisinin gözyaşları olması insanoğlu için ne büyük acziyet oluyor ve bu teselliyi sadece küçük bir esinti gibi hissediyorsunuz.
Bu eser, günümüzün gelgeç aşklarının anlayamayacağı kadar derin bir şaheser. Özellikle aşıkların mana alemine yükseldiği o son yirmi sayfa gerçekten tarif edilemezdi. Hele Ahmed-i Xani’nin kalemle olan