Kitapta IŞİD'in (Irak Şam İslam Devleti) yarattığı tahribat anlatılıyor. Annesiz babasız kalan çocuklar, bir paket sigaraya satılan ezidi kızlar, köleler, savaş, açlık, yoksulluk, ölüm, daha neyin ne olduğun ayırt edemeyen çocukların omzuna yüklenen yükler, tecavüzler, tacizler, birbirini seven ama ayrı kalan kalpler ve ortadoğunun hazin yüzü...
Roman, İstanbul'da yaşayan gazeteci İbrahim'in çocukluk arkadaşı Mardinli Hüseyin'in ölümünü duyması ve bunun üzerine olayı araştırmak için memleketi olan çocuklugunu geçirdiği Mardine gitmesiyle başlıyor.
Hüseyin yardımseverliğiyle tanınan bir gençtir birgün yine amacı yardımken Ezidi bir kadına aşık olur ve olaylar böylelikle başlar.
Kitapta Ezidiler hakkında bilgi verilmiş, doğru bilinen yanlışlardan da bahsedilmiş. Örneğin; halk tarafından Yezidi diye biliniyor ama doğrusu Ezidi'dir. Ezidiler şeytana tapıyor diye biliniyor ama şeytana tapmıyorlar, güneş ve tavuskuşu onlar için kutsal (hatta meleklerinin adı melektavus), maruldan ve mavi renginden hoşlanmıyorlar, kutsal kitapları yok inançlarını ezber yoluyla sürdürüyorlar.
Kitap konusu itibariyle surukleyici dili sade ve akıcı. Yine bir Zülfü Livaneli farkı diyebilirim.
HuzursuzlukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2017117,6bin okunma
Her insanın içinde iyi ve kötü, yan yana durur. Hangisini beslersen o galip gelir. Diğer dinlerin tanrıları da öyle değil mi? Hem ödüllendirici, hem cezalandırıcı bir tanrı o da. Büyük dinlerin tanrısı gibi. ''Bana inanmayanın boğazından aşağı erimiş kurşun dökerim'' diyen bir tanrı, sadece iyi olabilir mi sence evladım? Kullarını en ağır işkencelerle korkutan bir tanrıya iyi diyebilir misin?
Harese nedir, bilir misin? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz...
Ortadoğu'nun âdeti budur, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.