SeL

SeL
Huzursuzluk doğamda vardı; bana acı verecek kadar yoğunlaşıyordu bazen...
Mankurt; eskiden Asya'daki kabilelerin bir düşman savaşçısını esir aldıkları zaman uyguladıkları yöntem. Adamın kafasındaki saçları kazırlarmış, sonra yeni kesilmiş bir koyunun ıslak işkembesini o çıplak başa sıkıca geçirir, savaşçıyı boğazına kadar toprağa gömer ve Asya güneşinin altında günlerce bırakırlarmış. Ölmesin diye yemek yedirirlermiş elbette. Bir süre sonra adamın saçları uzamaya başlayınca kuruyan, sertleşen işkembeyi geçemediği için kıvrılıp geri döner, adamın beynine doğru büyürmüş. Korkunç acılar çeken adam bir süre sonra kimliğini, kişiliğini, her şeyi unutup mankurt haline gelirmiş. Bu savaşçıları kendi kabilelerine karşı dövüştürürlermiş.
Edebiyat
Reklam
''Ne mutlu cehaletin koruyucu rahmi içinde bir cenin gibi büzülüp yatanlara..."
Edebiyat
"Aşk denen şey bazen yürür, bazen uçar; bazen koşar birileriyle birlikte; bir başkasıyla ölümcül yürüyüşe çıkar; üçüncüyü buzdan heykele çevirir; dördüncüyü atar alevlerin içine. Birini yaralar; öldürür ötekini. Aynı anda çakıp sönen bir şimşeğe benzer. Geceleyin saklar şafakta zapt edilecek olan kaleyi. Çünkü dayanacak güç yoktur karşısında."
Edebiyat

SeL

, bir kitap okudu
Puan vermedi·176 syf.·
2018 8. kitabı
Umut Ahmet Tarakcı
7/10 · 44 okunma