Bu kitabı okurken kendi hayatımla kıyaslamalar yaptım ve sayfaları sindire sindire okuyup çevirdim. Marcus Aurelius’un sözleri bazen bir ayna, bazen bir sığınak gibiydi her cümlesinde içimde bir yer sakinleşti. O bana sabrın, kabul etmenin ve huzurun aslında dışarıda değil, kendi içimizde saklı olduğunu hatırlattı. Anladım ki insanın en büyük görevi, dünyayı değil, kendi içindeki karmaşayı anlamak ve kabullenmektir.
Ve şimdi, sessizliğimde bir kez daha fark ediyorum: yaşamın anlamı, başkalarında değil, kendi düşüncelerimin derinliğinde gizlidir. Kendime Düşünceler
Bu kitap, insan için bir yol haritası değil; insanın içine düşürdüğü kırık aynalardır. Mutluluk, büyük zaferlerde değil, bir kaygının sessizliğinde gizlidır aslında. Schopenhauer’in sözleri avutmaz, sarsar insanı; çünkü bilgelik, yüzleşmenin içinden doğar. Sayfalar bittiğinde cevap bulmazsın ama kalbinde yankılanan daha sahici sorular kalır. Bu sorularla yaşamımızı sorgular hale geliriz. Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar
"Deliliğin tarihi, akıl hastalarının tarihinden önce gelir."
Foucault bana gösterdi ki, delilik sadece bireyin sorunu değil; toplumun aynası o, aklın sınırlarını çizen bir gölge gibi. Orta Çağ’dan modern çağa deliliğin tanımı değişmiş ama hep fısıldamış bize kendi sınırlarımızı, kendi korkularımızı, kendi gerçeklerimizi göz önüne seriyor bize.
Okurken düşündüm: belki de delilik, aklın karşıtı değil, aklın ruhuyla dans eden bir sırdır.
"Nietzsche'nin son sözlerini, Van Gogh'un son görüşlerini uyandıran odur."
Deliliğin TarihiMichel Foucault