Zeyd b. Eslem (radıyallahu anh) demiştir ki:
"Bir kimseye herhangi bir hayır yaptığında, eğer selâmının bile ona ağırlık ve sıkıntı verdiğini hissediyorsan, o selâmı verme!"
وَاِذَٓا اَنْعَمْنَا عَلَى الْاِنْسَانِ اَعْرَضَ وَنَاٰ بِجَانِبِه۪ۚ وَاِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ فَذُو دُعَٓاءٍ عَر۪يضٍ
İnsana nimet verdiğimiz zaman , (buna rağmen şükürden, ibadet ve itaatten) yüz çevirir, büyüklük taslayıp uzaklaşırlar. Kendisine bir şer dokunduğu zaman da artık o, uzun uzun yakarır durur.
(Fussilet, 51)
Teknik, bir sonraki evresinde (merhalesinde) kendi yasalarını topluma büyük ölçüde kabul ettiren bir güce erişti. Teknolojinin kendi sınırları içinde insan davranışlarına bir anlam verdiği yahut teknolojinin hedeflerine hizmet etmiyorsa insan davranışlarının anlamsızlaştığı bir aşamaya gelindi. Elektrik enerjisinin sanayide ve günlük hayatta kullanılması, malzemelerin sentetik maddelerden meydana gelmesi ve ulaşımın otomobil, uçak gibi hızı yüksek araçlarla yapılması, üretimin her dalında karmaşık makinaların kullanılması, günlük hayatın bütün bütün yapma bir çevreyle donatılması insanın diline ve düşüncesine olan güvenini sarstı. Bu durum yeni zamanlar insanının varlığına kendini inandırabilmesi için vücuduyla fazlasıyla uğraşmasını gerektirdi. Psikolojiye ve cinsiyete duyulan aşırı ilginin sebeplerinden biri de insanın insan yapısı bir ortamda sahicilik aramasıdır.
Ne var ki istismar, teknik gelişmenin aşılabilir bir kötülüğüdür. Asıl sapma, insan cismaniyetinin büyümesiyle belirginleşti. İnsanda hâkimiyet duygusunun azmanlaşmasıyla birlikte bir ruh kabalığı gelişti. Kolunun çok uzak mesafelere erişmesi, vurduğu zaman devirmesi, tuttuğu zaman koparması onda maddeyle olan ilişkisinde bir katılık doğurdu. Bu katılıkla insan kendini ve tabiatı dıştan tanımaya sürüklendi, öz kavramı, nüfuz etme duygusu onda körleşti. Ruhunun dışta olandan başka bir olguyla temas yeteneği bastırıldı.