Habbâb b. Eret (ra) anlatıyor:
Allah Resûlü'ne hâlimizden şikâyet ettik. Kâbe'nin gölgesinde hırkasına yaslanmış oturuyordu.
Bizim için Allah'tan yardım dilemeyecek misin, bizim için Allah'a dua etmeyecek misin, dedik.
Bunun üzerine Resûlullah:
Sizden önceki devirlerde mümin bir adam yakalanır, onun için bir çukur kazılır ve o içine atılır, sonra testere ile baştan aşağı ikiye ayrılır ve demir taraklarla etleri ve kemikleri taranırdı da; bu bile onu dininden çevirmezdi. Allah'a yemin ederim ki Allah Teâlâ bu dini kemale erdirecektir. Hatta binekli bir kimse San'a'dan Hadramut'a kadar gidecek, Allah'tan ve koyunlarına kurdun saldırmasından başka hiçbir şeyden korkmayacaktır. Ne var ki siz sabırsızlanıyorsunuz." buyurdular.
( Buhârî, İkråh, 1)
Hz. Peygamber (sav) şöyle demiştir:
Allah, Müslüman'ın vücuduna batan bir dikene varıncaya kadar meşakkat, hastalık, endişe, keder, acı ve kaygı gibi musibetleri, onun günahlarına kefâret kılar.
( Buhârî, Merdå, 1; Müslim, Birr, 50)
Resûlullah (sav) şöyle demiştir:
Ademoğlunun bir vadi altını olsa ikincisini ister. Onun ağzını topraktan başka bir şey doldurmaz. Allah, tövbe edenin tövbesini kabul eder.
( Buhârî, Rikâk, 10; Müslim, Zekât, 116-117)
Bedevi:
-Bir topluluğa yetişmediği hâlde kişinin onları sevmesi konusunda ne dersiniz, diye sordu.
Resûl-i Ekrem ona:
-İnsan, kıyamet günü sevdiği ile beraber olacaktır, buyurdu.
(Tirmizi)