"Şöyle dedi: "'Çok korkuyorum.' Neden, diye sordum. 'Öyle mutluyum ki, Doktor Resul. Böylesine büyük, müthiş bir mutluluk, insanı korkutuyor.' Yine nedenini sordum, şöyle dedi: 'Senin bu kadar mutlu olmana, ancak senden bir şey almaya hazırlandıkları zaman izin verirler.' Hemen onu susturdum: 'Hişşt, hadi ama.Saçmalama.' ''
---Bağışlayın! Bağışlayın! diye tekrarladım, ya da hiç değilse merhamet edip beş dakika daha bekleyin.
.....Benim yaşımda bu şekilde ölmek dehşet verici!... Beni bağışlamayıp kimi bağışlayacaklardı?
Hakim ve celladın aşağıya inmeleri üzerine iki jandarmayla yalnız kaldım.
Ah! Sırtlanlar gibi haykıran iğrenç halk! Buradan kurtulamayacağımı, bağışlanmayacağımı kim bilebilir?..
Ah sefiller! Sanırım merdivenden çıkıyorlar...
SAAT DÖRT
Güneşte denizin sonunda mavi bir duman gibi gözümde tütüyorsun.
Yeşil bir erik dalı yüreğim
sen altın tüylü bir yemiş sallanıyorsun.
Fakat ben seni böyle bir yemiş
ve bir duman gibi görmenin yerine
sahiden görmek istiyorum çıplak ayaklarını sahiden dokunmak istiyorum
uzun parmaklı ellerine!..
1938 - 13 İkinciteşrin
İSTANBUL TEVKİFHANESİ
"Kaç gün oldu, var otururuz bu kızcağızın evinde. İyidir hoştur, fakat tutmamıştır gözüm... Bu kızcağız bilmez benim oğlumu sevdiğini.O sever Mustafa Kemal Paşa'yı! O ister, Mustafa Kemal Paşa'nın karısı olsun. O ister kurulsun Çankaya'da, buyursun ona buna!....Sevemez benim Mustafa'mı. Sever Mustafa Kemal Paşa'yı! Sen beni çabuk götüresin evlatçığım Ankara'ya. Söyleyeyim Mustafa'ya, bu iş olmaz."