İnsan bazen en büyük savaşı dışarıdaki dünyayla değil, kendi içinde verir aşk yalnızca bir duygu gibi durmuyor insanın aklını, hakikat algısını ve hatta kendine bakışını değiştiren büyük bir kırılma gibi ilerliyor duygusal yoğunluk arttıkça insanın gerçekle arasındaki mesafe de büyüyor. Çünkü bazı hisler mantığın sesini susturuyor. İnsan sevdiğinde yalnızca birini sevmiyor, aynı zamanda kendi içindeki eksik parçayı tamamlamaya çalışıyor
toplum ise her zaman bir tanım koymaya çalışıyor. Kimin haklı, kimin suçlu, kimin doğru olduğuna karar veriyor ama insanın içinde yaşadığı fırtınayı hiçbir düzen tam olarak anlayamıyor bir yanda toplumun bekası, kurallar, sorumluluklar diğer yanda insanın kalbine söz geçirememesi… Kitapta en çok etkileyen şeylerden biri buydu: İnsan bazen doğru olduğunu bildiği şeyle, hissettiği şey arasında sıkışıp kalıyor. Ve çoğu zaman aşk, insanı kendisine bile yabancılaştırabiliyor.
Aşk neydi?
-Belki de insanın kendi yarasını başka bir insanda görmesiydi.
Sevgi neydi?
-Gitse bile içten silinemeyen bir iz bırakmasıydı.
Hakikat neydi?
Herkesin başka türlü anlattığı ama insanın gece yalnız kaldığında kalbinde duyduğu o sessiz gerçekti.
kitap boyunca ölüm duygusu da hep aşkın yanında yürüyordu sanki. Çünkü bazı sevgiler insana yaşamayı değil, eksilmeyi öğretiyor. İnsan sevdiği kişiyi kaybetmese bile, sevmenin ağırlığı altında eski halini kaybediyor. Ve geriye yalnızca içte taşınan bir iz kalıyor. Belki de en güzel şeyler bu yüzden acıyla hatırlanıyor; çünkü insan ruhunda en derin yere acıyla karışan duygular yerleşiyor.